Korku sinemasının tarihinde bazı filmler vardır ki yalnızca gişe başarısıyla değil, yıllar sonra bile konuşulmaya devam etmeleriyle özel bir yere sahip olur. 1980 yılında vizyona giren 13. Cuma (Friday the 13th) da bu filmlerden biri. Aradan geçen onlarca yıla rağmen hâlâ yeni kuşaklar tarafından keşfediliyor, eski izleyiciler tarafından ise yeniden izleniyor.
Ben Vural Korkmaz. Bu hafta İznik Gazetesi’ndeki köşemde, korku sinemasının en önemli yapımlarından biri olarak kabul edilen 13. Cuma filmini ele almak istedim. Çünkü bu film sadece bir korku hikâyesi anlatmadı; aynı zamanda sonraki yıllarda çekilecek yüzlerce filme ilham veren bir yapı kurdu.
Bugün “slasher” olarak adlandırılan ve bir katilin gençleri tek tek avladığı korku filmlerine alışığız. Ancak 1980 yılında durum oldukça farklıydı. 13. Cuma, bu türün popülerleşmesinde önemli rol oynayan yapımlardan biri oldu. Düşük bütçeyle çekilmesine rağmen büyük bir ticari başarı elde etti ve yapımcıların dikkatini korku sinemasına çevirdi.
Filmin hikâyesi Crystal Lake isimli bir yaz kampında geçiyor. Yıllar önce yaşanan trajik bir olay nedeniyle kötü bir üne sahip olan kamp, yeniden açılmak istenir. Ancak hazırlıklar sürerken kampta çalışan gençler gizemli bir şekilde öldürülmeye başlar. Film boyunca izleyici hem katilin kim olduğunu anlamaya çalışıyor hem de giderek yükselen gerilimin içinde kalıyor.
Filmi bugün özel kılan noktalardan biri de, birçok kişinin sandığının aksine Jason Voorhees’in ilk filmde bildiğimiz hâliyle yer almıyor olması. Seriyi yalnızca popüler kültürden tanıyanlar için bu durum şaşırtıcı gelebilir. Çünkü günümüzde hokey maskesiyle özdeşleşen Jason karakteri, aslında serinin ilerleyen filmlerinde ön plana çıkıyor. İlk film ise daha çok Crystal Lake’in geçmişinde yaşanan olayların sonuçlarına odaklanıyor.
13. Cuma denildiğinde akla gelen bir diğer unsur da filmin yarattığı atmosfer. Yönetmen Sean S. Cunningham, büyük efektlerden veya karmaşık hikâyelerden çok gerilim duygusuna odaklanmayı tercih etmiş. Issız kamp alanı, ormanlık bölge, göl manzarası ve sürekli hissedilen tehlike duygusu, filmin etkisini artıran unsurlar arasında yer alıyor. Bu nedenle film, yalnızca korkutucu sahneleriyle değil, seyirciyi sürekli diken üstünde tutan yapısıyla da hatırlanıyor.
Elbette filmin başarısında makyaj ve özel efekt çalışmalarının da büyük payı var. Günümüzde bilgisayar teknolojileriyle hazırlanan sahnelerin aksine, o dönemde tüm efektler pratik yöntemlerle gerçekleştiriliyordu. Tom Savini’nin çalışmaları sayesinde film, dönemin seyircisi üzerinde oldukça güçlü bir etki bıraktı. Özellikle ölüm sahneleri, 1980 yılı standartlarına göre oldukça cesur bulunuyordu.
Filmin müziklerini de ayrıca anmak gerekiyor. Harry Manfredini tarafından hazırlanan müzikler, korku sinemasının en tanınan temalarından biri hâline geldi. Bugün bile seriden söz edildiğinde pek çok kişinin aklına ilk olarak bu müzikler geliyor. Gerilim duygusunu artıran bu çalışmalar, filmin kalıcılığında önemli rol oynadı.
İlginç olan bir başka nokta ise filmin ilk gösterime girdiğinde eleştirmenlerden çok olumlu yorumlar almamış olması. Bazı eleştirmenler hikâyeyi basit bulurken, bazıları da şiddet düzeyini fazla yüksek olarak değerlendirdi. Buna karşın seyircinin ilgisi çok farklı oldu. Film kısa sürede büyük bir gişe başarısı yakaladı ve devam filmlerinin önünü açtı. Sonrasında gelen yapımlarla birlikte 13. Cuma, sinema tarihinin en uzun soluklu korku serilerinden birine dönüştü.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, 13. Cuma’nın yalnızca bir korku filmi olmadığını görmek mümkün. Film, 1980’li yılların korku sinemasını şekillendiren yapımlardan biri olarak kabul ediliyor. Kullandığı anlatım dili, yarattığı atmosfer ve sonraki filmler üzerindeki etkisi sayesinde sinema tarihinde kalıcı bir yer edinmiş durumda.
Aradan geçen yıllara rağmen Crystal Lake hâlâ korku sineması denildiğinde akla gelen ilk mekânlardan biri olmayı sürdürüyor. Belki teknolojiler değişti, sinema gelişti ve korku filmleri farklı yönlere evrildi. Ancak 13. Cuma, türün kilometre taşlarından biri olarak önemini korumaya devam ediyor.
İznik Gazetesi’ndeki bu haftaki köşemi kapatırken şunu söylemek isterim: Eğer korku sinemasının bugün geldiği noktayı anlamak istiyorsanız, yolun bir yerinde mutlaka 13. Cuma ile tanışmanız gerekiyor. Çünkü bazı filmler sadece izlenmez; ait oldukları türün tarihini de şekillendirir. 13. Cuma tam olarak böyle bir film.
