MELİSA ÇUKUROVA: “AŞK ACIR AMA MÜZİK İYİLEŞTİRİR”

0

 

 

 

Bazı sanatçıların hikâyesi, dinleyicinin karşısına çıktığı ilk şarkıyla başlamaz. O şarkı yalnızca yıllardır biriken emeğin, sabrın ve müzikle kurulan bağın görünür hâle geldiği noktadır. Melisa Çukurova’nın hikâyesi de tam olarak böyle bir yolculuğa işaret ediyor.

Bugün onu özellikle “Aşk Acır” isimli çalışmasıyla tanıyoruz. Ancak Melisa Çukurova’yı yalnızca yeni bir single yayımlayan bir vokalist olarak değerlendirmek, hikâyenin önemli bir bölümünü geride bırakmak olur. Konservatuvar eğitimi, profesyonel flüt sanatçılığı, müzik eğitmenliği ve yıllar içerisinde edindiği müzikal birikim, bugün sahnede ve mikrofon başında gördüğümüz Melisa’nın temelini oluşturuyor.

Bir enstrümanın başında müziği öğrenmek, öğrendiklerini başkalarına aktarmak ve sonunda kendi sesini müziğin merkezine koymak… Aslında onun kariyerine baktığımızda birbirinden kopuk değil, birbirini tamamlayan dönemler görüyoruz. Flüt sanatçısı Melisa, müzik eğitmeni Melisa ve bugün kendi adıyla şarkılar söyleyen Melisa Çukurova…

2026 yılında yayımlanan “Aşk Acır” ise bu yolculukta yeni bir sayfanın adı. Söz ve müziği Ertan İşbilir’e, aranjesi Enes Kuş’a, klip yönetmenliği Serkan Bigay’a ait olan çalışma, Melisa’nın müzik piyasasında daha görünür olma ve kendisine kalıcı bir yer edinme hedefinin önemli adımlarından biri.

Fakat bu röportajda yalnızca yeni şarkısını konuşmak istemedik.

Müziğe ilk adımını, konservatuvar yıllarını, flüt sanatçılığını, eğitimcilik dönemini, vokalistliğe geçişini ve bugünkü Melisa Çukurova’yı oluşturan kırılma noktalarını konuştuk. Elbette işin kolay tarafına da kaçmadık. Müzik sektörünün gerçeklerini, yetenek ile görünürlük arasındaki dengeyi, başarı kavramını, rakamların sanatçılar üzerindeki baskısını ve “Aşk Acır”ın beklenen karşılığı bulmaması ihtimalinde kendisini nasıl değerlendireceğini de sorduk.

Kısacası bu kez karşımızda yalnızca yeni şarkısını anlatan bir şarkıcı değil; müziğin içinde yıllardır emek veren ve şimdi kendi sesiyle daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmaya hazırlanan Melisa Çukurova var.

Şimdi sözü ona bırakalım…

 

Müzik eğitimi almış, konservatuvar geçmişi bulunan ve profesyonel flüt sanatçılığı yapmış birisiniz. Buna rağmen geniş kitlelerin sizi tanıması “Aşk Acır” ile gerçekleşiyor. Sizce yıllarca verdiğiniz müzikal emeğin karşılığını almak için neden bu kadar geç görünür olabildiniz? Burada eksik olan yetenek miydi, doğru ekip miydi, doğru zaman mıydı?

Bu zamanlama tamamen benim tercihimdi sevgili Vural. Çünkü siz de iyi bilirsiniz ki bu sektörün göbeği İstanbul’dur. Mezun olduktan sonra master çalışmalarım, oyunculuk ve vokal çalışmalarım için İstanbul’da bulunduğum süreçte beni yıpratacağını düşünüp dönmüştüm. Çünkü ben o şehrin karmaşasına, trafiğine, kalabalığına maalesef ısınamamıştım. Yaşımın da epey küçük olduğu o dönemlerde doğru karar verdim. Çünkü kuralları ve kırmızı çizgileri olan bir yapım var. Peki, şimdi neden diye soracaksınız; çünkü artık dijital dünya İstanbul’da yaşamak zorunluluğunu ortadan kaldırıyor.

 

Konservatuvar eğitimi size müzikal disiplin kazandırdı. Fakat müzik piyasasında bazen teknik olarak çok iyi olan insanların, daha az eğitimli fakat daha görünür isimlerin gerisinde kaldığını görüyoruz. Hiç “Ben bu kadar eğitim aldım ama sektör benden daha az donanımlı insanları öne çıkarıyor” diye düşündünüz mü?

Hayır, düşünmedim. Çünkü bu bir hizmet sektörü aslında, arz-talep meselesi. Ben tüm bu eğitimi sektörde öne çıkmak için almadım; hayata gelişimin sebeplerinden birini tüm yaşamımla bütünleştirdim. Sadece bunu sektörde doğru iş yapmak için kullanıyorum.

 

Flüt sanatçılığı ve müzik eğitmenliği gibi ciddi bir müzikal geçmişiniz varken pop müziğe yönelmeniz dışarıdan bakıldığında bir kariyer değişimi gibi görünüyor. Bu gerçekten doğal bir geçiş miydi, yoksa yıllardır içinizde kalan “Ben artık kendi sesimle var olmak istiyorum” duygusunun gecikmiş bir sonucu mu?

 

Ben müziğe zaten daha 7-8 yaşlarımda Türk sanat müziği ve arabesk şarkılar söyleyerek başladım. Bu şarkıları da henüz nota öğrenmeye başlamadan klavyede çıkardığımı gören ailem ve öğretmenlerim ile ortak kararımızla konservatuvara girmem gerektiğine karar verdik. Zaten şarkı söylemek benim için kolaydı ve kesinlikle bir enstrüman öğrenmeliydim. Müzik bir bütün benim için, sevgili Vural. Bu kesinlikle bir kariyer değişimi değil. Zaten flüt çalışmalarıma ve piyano eğitmenliğine hâlen devam etmekteyim.

 

Bir enstrümanı yıllarca çalışmak, müzik teorisine hâkim olmak ve eğitim vermek size müzik hakkında çok şey öğretti. Peki bütün bu bilgi birikimi bugün şarkı söylerken sizi özgürleştiriyor mu, yoksa sürekli kendinizi teknik açıdan sorgulamanıza mı neden oluyor?

Aslında önceki cevabımda belirttiğim, şarkı söyleyerek doğduğumu düşünmem beni özgürleştiriyor. Elbette tüm hücrelerime işlemiş ve içselleşmiş müzikalite anlayışı, ben fark etmeden bile işime yansıyor. Ama bu özgürlük sayesinde her farklı şarkıda bile farklı bir yorum bırakabiliyorum.

 

Müzik öğretmeni olarak başkalarına “Kendinizi geliştirin, çalışın, sabırlı olun” demiş olabilirsiniz. Peki kendi kariyerinizde aynı tavsiyeyi uyguladığınız hâlde karşılığını alamadığınız dönemler olduysa, o zaman öğrencilerinize verdiğiniz öğütlerin ne kadarına hâlâ inanıyorsunuz?

Kendi kariyerimde karşılığını alamadığım dönemler oldu diyemem. Çünkü hem Rabb’ine hem kendine güvenen bir insanım. Yolunda gitmeyen ya da karşılığını alamadığımı düşündüren olaylarda muhakkak bir işaret ya da verim aldığım noktalar olduğuna inanırım. Öğrencilerime verdiğim her öğüt, onların sadece flüt ya da piyano hayatında değil, tüm yaşamlarına pozitif düşünce, verimli çalışma ve sabrın önemini yerleştiren öğütler olur.

 

Bir öğretmen olarak öğrencilerinizin yeteneklerini objektif değerlendirebiliyorsunuz. Peki sıra kendinize geldiğinde aynı objektifliği gösterebiliyor musunuz? Melisa Çukurova’nın bugün gerçekten iyi bir vokalist olduğunu dışarıdan bir jüri değerlendirse, sizce hangi yönünüzden eleştiri alırdınız?

Ben özeleştirisi yüksek olan insanlardanım ve bu sanırım mükemmeliyetçi yapımdan geliyor. Ama bazen gereksiz mütevazı olurken, bazen yeri geldiğinde ise sırf birileri bilmişlik yaparak beni düşürmeye çalışıyor diye kendimi korumaya alarak bir savunmaya geçebiliyorum. Ama jüri karşısında söyleme hiç bana göre olmadı. Zaten olsaydı bunca sene bir ses yarışmasına katılırdım. Son yıllarda klasik Batı müziği camiasında da sıkça tartışılan bir konu bu. Yıllarca biriktirdiğimiz emeğin ve aylarca çalıştığımız eserlerin sadece bir icra, bir sınav anı, bir konser ile değerlendirilmesinin yanlış olduğunu savunan müzisyen sayısı arttı. Ama kendimi eleştirmem gerekirse bazen kendimi kaptırıp çok sert ve köşeli söylediğim şarkılar oluyor. Ama bu tamamen şarkının bende yarattığı duygu ile alakalı. Bunu çok beğenenler olduğu gibi yorucu bulanlar da olabilir.

 

“Aşk Acır” sizin için özel bir şarkı olabilir. Fakat bir sanatçı için özel olan her şarkı dinleyici için özel olmayabiliyor. Eğer dinleyicinin büyük bölümü bu şarkıyla sizin kurduğunuz bağı kuramazsa, bunun sorumluluğunu şarkıya mı, prodüksiyona mı, tanıtıma mı, yoksa kendinize mi yüklersiniz?

Sorumluluk alınması gereken şeyin, insanların kurduğu ya da kuramadığı bağ olduğunu düşünmüyorum. Şarkı altyapısı yeterli müzikalitede olmaz ya da prodüksiyon işlevini yerine getirmez ya da klip görüntü kalitesi düşük olur ya da ben şarkıya duygu veremem… Bunlar sorgulanabilir ama insanların bağ kurması ve kuramaması tamamen kişiseldir. Bana aşırı iyi hissettiren bir şarkı size asla anlamlı gelmeyebilir.

 

“Aşk Acır” ile kalıcı olmak istediğinizi söylüyorsunuz. Peki bunun için gerektiğinde müzikal olarak kendinizden taviz vermeye hazır mısınız? Çok dinlenecek ama sizin tam olarak yapmak istemediğiniz bir şarkı ile daha az dinlenecek fakat tamamen sizi anlatan bir şarkı arasında seçim yapmak zorunda kalsanız hangisini seçersiniz?

Sevgili Vural, ben sohbetimizin başlarında da söylediğim gibi kırmızı çizgileri olan biriyim. Taviz vereceğim şeyler elbette olacaktır ama bu benim sınırlarım dâhilinde. Çok dinlensin diye bana, ruhuma, karakterime hitap etmeyen bir şarkıyı söyleyebileceğimi sanmıyorum. Çünkü hiçbir zaman ben olmayan şeyleri benliğime eklemeye çalışmadım.

 

“Aşk Acır”ın söz ve müziği size ait değil. Bu durum sizi rahatsız ediyor mu? Kendi hikâyesini anlatan bir sanatçı olmak yerine, başkasının yazdığı hikâyeyi yorumlayan bir vokalist olarak kalmak sizin için yeterli mi?

Bu şarkı neredeyse 20 yıl önce yazıldığında ve arkadaşım bana dinlettiğinde çok sevmiştim ve hep söylemeye devam ettim. Şarkının sahibi sevgili arkadaşım dahi şarkıyı rafa kaldırmışken ben mırıldanmayı hiç bırakmamıştım. Beni asla rahatsız etmez, aksine çok sevdiğim bir şarkı bana nasip oldu diye şükrederim. Hikâye anlatmak sadece kendi şarkılarını söyleyerek olmaz. Benim onlarca şarkım var ve neredeyse hepsi farklı hayallerle hikâyeleştirildi.

Dinlediğimiz her şarkının hikâyesi söz yazarı tarafından yaşandı diye bir şey yok. Her dizi senaryosunun gerçek hayatta yaşanmadığı gibi. Şu an sevdiğim bir dostumun şarkısını seslendirmek, diğer projelerde kendi şarkılarımı yapmama engel değil. Ama önceliğim illa ki kendi şarkılarım olmalı gibi bir hedefim yok. İçime sinen, dinleyiciye sevdireceğim ve herkesin kendi hikâyesini bulabileceği şarkılar söylemek istiyorum. Bu benim şarkım da olabilir, başka bir müzisyen dostumun eseri de olabilir, eski bir şarkının yeniden yorumlanması da olabilir.

 

Bir şarkıyı yorumlamakla o şarkıya kendi kimliğini kazandırmak arasında çok ince bir çizgi var. Sizce “Aşk Acır” dinlendiğinde insanlar “Ne güzel bir şarkı” mı diyecek, yoksa “Bu kesinlikle Melisa Çukurova’nın şarkısı” diyebilecek mi?

Aslında bu sorunun cevabı birkaç proje sonra daha net cevaplanır. Çünkü dinleyicinin sesime alışması ve “Bu Melisa” demesi için birkaç şarkı ile hem tarz olarak hem yorum olarak kulaklarına yer etmem gerekir. Ses rengim, gücüm ve gırtlağım sıradanlıktan uzak diyebilirim. Bu yüzden insanlar birileriyle kıyaslama yapma gereği duyarak beni kafalarında bir yere oturtmaya başladı, bunu görüyorum. Aslında söyledikleri isimlerle ses benzerliğim yok ama insan psikolojisi neticesinde beğendikleri şeyi bir klasöre yerleştirmek istiyorlar. Beğenmeyen zaten üstüne düşünmüyor bile. Yani sevgili Vural, yaşayarak göreceğiz.

 

Şarkının adında “Aşk Acır” diyorsunuz. Peki sizce burada asıl acıyan aşk mı, yoksa insanın aşk üzerinden kendisiyle yüzleşmesi mi? Bu soruyu özellikle soruyorum çünkü sanatçının söylediği şarkıyla kendi hayatı arasında hiçbir bağ olmadığında, duygu bazen sadece performansa dönüşebiliyor.

Bu soruya şöyle cevap vereyim ama sizi tatmin eder mi bilmem. Ben şarkılarda sözlerden önce melodi ile bağ kuran bir müzisyenim. Cümlelerin ne demek istediğinden çok, melodi bana ne hissettiriyor, ona bakarım. Bu şarkıda da aslında böyle oldu. Elbette bu duygum her şarkı için geçerli diyemem. Bazı şarkıların melodisinin bana hissettirdiği, eğer sözleriyle de aynı evrende, aynı frekansta ise tadından yenmez. Ve evet, bazen sadece performansa da dönüşmesini gayet normal buluyorum.

 

Bugün sosyal medyada bir şarkının başarısı çoğu zaman müziğinden önce rakamlarıyla konuşuluyor. “Aşk Acır” milyonlarca dinlenmezse bunu kariyeriniz açısından bir başarısızlık olarak görür müsünüz? Yoksa “Ben müziğimi yaptım, gerisi önemli değil” diyebilecek kadar rakamlardan bağımsız mısınız?

Asla başarısızlık olarak görmem. Çünkü ilk iş için yapılması gereken her önemli adım için uğraşıyoruz. Sektöre her gün yüzlerce şarkı düşüyor ve gerçekten dijitalin dinamiği çok farklı. Biz elimizden geleni yapmaya devam ediyoruz. Şarkıyı yapıp köşeye çekilmedik. Mücadele devam ediyor. Burada en önemli şey, şarkıyı ne kadar çok insana ulaştırabildiğimiz.

 

Diyelim ki “Aşk Acır” beklediğiniz ilgiyi görmedi ve aynı dönemde sizden daha az müzikal eğitim almış bir sanatçının şarkısı milyonlarca kez dinlendi. Onu kıskanır mısınız, yoksa başarısını hak edilmiş kabul edip kendinize dönüp “Ben nerede yanlış yaptım?” diye sorar mısınız?

Ben yapı olarak kıskanç bir insan hiç olmadım. Beğendiğim ve dinlediğim bir şarkıcı, eğitimsiz olduğu hâlde başarılı olduysa gurur duyarım, dinlerim, desteklerim. Özgüveni kendimi bildim bileli yüksek bir bireyim ve dediğim gibi bu iş modern müzik sektörü, dev bir dijital dünya; sizin eğitiminize bakmaz. Bence bu sektörde başarı kriterleri çok farklı algılanıyor. Ben kendi kriterime bakar, yoluma devam ederim.

 

Müzik sektöründe bazen yetenekten çok bağlantıların, ekiplerin ve maddi imkânların belirleyici olduğu söyleniyor. Siz bugüne kadar yalnızca yeteneğinizle ilerlediğinize gerçekten inanıyor musunuz, yoksa sektörün görünmeyen tarafının da kariyerinizde etkili olduğunu kabul ediyor musunuz?

Bu işteki popülerlik, 90’larda bile yeteneğin bağlantılarla buluşması hâlinde gerçekleşirken artık bu yıllarda yetenek listenin sonlarında maalesef. Evet, yeteneğimle varım ama bağlantılar ve sektörün görünmeyen yüzü olmadan sadece ailenize ve arkadaş çevrenize şarkı söylemekle yetinmek zorunda kalıyorsunuz. Bunu da maalesef diyerek söylüyorum çünkü bunlara erişemediği için hak ettiği yerde olmayan yüzlerce müzisyen vardır.

 

Bugün size açıkça “Müzik piyasasında henüz hak ettiğiniz yerde değilsiniz” deseydim, bunu bir eleştiri olarak mı kabul ederdiniz, yoksa haksızlık olarak mı görürdünüz? Ve gerçekten hak ettiğiniz yerde olduğunuzu düşünüyorsanız, bunu hangi somut başarılarla kanıtlarsınız?

Ne eleştiri olarak alırım ne haksızlık olarak çünkü daha sektöre yeni girmiş olmanın verdiği çok büyük sorumluluklar var üstümde. Bu tamamen kendime verdiğim sözlerle alakalı. Elbette hak ettiğim yerde değilim, henüz değilim ve inşallah hayırlı bir şekilde olurum. Ama sıfır şarkı olduğu hâlde başarılı olacağına inanarak ve çoğu kişiye direnerek söylediğim ve üç ayda tanınmadığım hâlde yarım milyon dinlenen bir şarkıcı olduğum için elbette mutluyum.

 

Bir sanatçının başarısında ekip çok önemli. Peki yanlış insanlarla çalıştığınız bir dönem oldu mu? Bugün geriye dönüp baktığınızda “Bu kararı kariyerime zarar verdi” dediğiniz bir seçim var mı?

Buna cevabımı negatif vermek istemem. Ekibimi severek çalıştım, hepimiz başarı için çabaladık. İlla ki sıkıntılar, anlaşmazlıklar oldu; her ekibin atmosferinde olduğu gibi. Yolun başında da devamında da yaşanan her olumsuzluk dahi bana bir deneyim olacaktır.

 

Bugün “Aşk Acır” için profesyonel bir ekip var. Söz, müzik, aranje, prodüksiyon ve klip tarafında farklı isimlerle çalışıyorsunuz. Peki bir noktada kendi müziğiniz üzerindeki kontrolün tamamen başkalarının eline geçmesinden korkuyor musunuz?

Ben kendine yetebilen biri olarak korkmam ama ilk şarkım sevgili arkadaşıma ait olduğu için aranje kısmına karışmadım; her konuda söz söyleme ve müdahale etme lüksüm olduğu hâlde. Klip, prodüksiyon vs. zaten her şey benim onayımdan geçti bir yerde. İşini profesyonel ve başarılı yapan insanlarla bu zaten sistematik oluyor.

 

Bir gün size sektörün en önemli isimlerinden biri “Seni daha görünür yaparım ama bunun karşılığında müzikal çizginden biraz uzaklaşman gerekiyor” dese, bunu kabul eder misiniz? Kariyeriniz için ne kadar taviz verebilirsiniz?

Konu yine tavize geldi, sevgili Vural. İlla ki bana bir yerden taviz verdirmek istiyor gibisiniz. Müzikal çizgiden uzaklaşmanın içeriği nedir, kime, neye göre uzaklaşmadır? Belki size uzaklaşma gibi gelen şey, benim çok seveceğim bir proje, içeriktir. Bunu somut örnek olmadan cevaplayamam ama net olarak şunu söyleyebilirim: Benim amacım görünür olmaktan ziyade çok dinlenilir olmak.

 

Flüt sanatçısı Melisa Çukurova, müzik öğretmeni Melisa Çukurova ve şarkıcı Melisa Çukurova arasında bir seçim yapmanız gerekse, hangisini geride bırakmak sizin için en zor olurdu? Ve bu seçim size bugün aslında kim olduğunuz konusunda ne söyler?

Ben bir müzisyenim ve enstrüman eğitmeniyim. Müzik öğretmenliğini formasyonum olduğu için bir süre Türkiye’nin çok önemli iki vakıf okulunda severek yaptım. Çalıştığım kurumlar, öğrencilerim ve velilerim beni, ben de onları çok sevsem de flüt çalışmaları ve sahne işlerine vakit kalmadığı için devam etmedim. Aslında sorunun cevabını tersine vermiş oldum. Eğitmenliği enstrüman üzerinden yapmak, sahnede flütümü ya da şarkılarımı icra etmek zaten bir bütün benim için. Seçim yapmam mümkün değil.

 

Bir gün müzik kariyeriniz beklediğiniz noktaya ulaşmazsa, bunu kabullenip yeniden eğitimciliğe veya enstrümantalist kimliğinize dönmek sizin için bir yenilgi olur mu? Yoksa sanatçılık sadece sahnede görünür olmakla mı ölçülmeli?

Dediğim gibi, ben zaten hem eğitmenliğe hem flüt çalışmalarıma devam ediyorum. Şarkıcılık kariyerim beklediğim noktaya ulaşana kadar da durmayacağım çünkü bunca yıl zaten içimdeki ateş ile sektörden uzak yaşadım. Sahnelere çok uzun bir ara verdim ama artık geri dönüş yok diyelim. Hatta idealist bir kişiliğim olduğu için üçüncü üniversitemi okuyorum. Aynı anda birçok alanda çabalamayı ve başarılı olmayı seviyorum.

 

Kendinizi bugün Türk pop müziğinin neresinde görüyorsunuz? “Henüz yolun başındayım” demek kolay bir cevap. Ben sizden daha net bir cevap istiyorum: Şu anda sektörde kendinize ait bir yer oluşturduğunuza gerçekten inanıyor musunuz?

İstemiyorsunuz ama maalesef o kolay cevabı ucundan da olsa vermek zorundayım. Müzik çok nankördür. Sektöre döndüm ve bence yavaş ama kalıcı adımlarla ilerliyorum.

 

Sizi eleştiren bir dinleyici “Melisa Çukurova’nın müzikal eğitimi var ama henüz kendine ait bir müzikal kimliği yok” dese, bu cümlenin hangi kısmına itiraz ederdiniz?

Direkt itiraz ederim çünkü benim çocukluğumdan beri oturmuş bir şarkı yorumlama tarzım var. Hangi şarkı olsa benim yorumlamam ayırt edilir. Beğenilir, beğenilmez; bu dinleyicinin zevkidir. Kimlik dediğimiz şeyi benim çevrem ve dinleyicim zaten biliyor ve asıl amacımız, bilmeyen dinleyiciye doğru şekilde aktarmak.

 

En zor soruya geldik: “Aşk Acır”dan sonra Melisa Çukurova’nın kariyerinde gerçekten ne değişecek? Çünkü bir single çıkarmak kariyer yapmak değil; asıl mesele ikinci, üçüncü ve beşinci şarkıda hâlâ insanların sizi dinlemek istemesi. Siz bugün bize neden uzun vadede sizi takip etmemiz gerektiğini söyleyebilirsiniz?

Çünkü dinleyici beni yaz enerjisinde, pop soundu olan bir şarkı ile tanıdı ama ben daha arabesk ve farklı soundlarda şarkılar da yaparak sesimin tınısını, gırtlağımın farklılığını, yorumumun gücünü zihinlerine, kalplerine ve kulaklarına yerleştirip beni canlı canlı dinlemek istemelerini sağlamaya çalışıyorum.

 

Melisa Çukurova ile gerçekleştirdiğimiz bu sohbet, aslında bir single’ın hikâyesinden çok daha fazlasını ortaya koydu. Çünkü konuşmanın başında karşımızda “Aşk Acır”ı dinleyicisiyle buluşturan bir vokalist varken, sohbet ilerledikçe bu noktaya gelene kadar müziğin farklı alanlarında emek vermiş bir müzisyenin hikâyesine tanıklık ettik.

Flüt sanatçılığı, konservatuvar eğitimi, müzik öğretmenliği ve bugün vokalist olarak attığı adımlar… Bunların her biri Melisa Çukurova’nın sanatçı kimliğinin farklı parçalarını oluşturuyor.

Belki de onu gelecekte farklı kılacak olan taraf da tam olarak burada yatıyor. Çünkü sahneye yalnızca bir şarkıcı olarak değil, müziğin farklı disiplinlerinden geçmiş bir müzisyen olarak çıkıyor.

“Aşk Acır”ın onun kariyerinde nasıl bir yere oturacağını ise zaman gösterecek. Bir şarkının ne kadar dinlendiği elbette önemli; fakat bir sanatçının asıl sınavı, ilk heyecan geçtikten sonra ne üretebildiğinde başlıyor. Melisa’nın bundan sonraki süreçte bu birikimini nasıl bir müzikal çizgiye dönüştüreceği, kendi sesini ne kadar ileri taşıyacağı ve bugün söylediği sözlerin arkasında ne kadar duracağı asıl hikâyeyi belirleyecek.

Biz de İznik Gazetesi olarak onun bu yolculuğunun henüz başındaki bir durağa tanıklık etmiş olduk.

Belki yıllar sonra Melisa Çukurova çok daha büyük sahnelerde, çok daha geniş kitlelerin karşısında olacak. O gün geriye dönüp baktığında, “Aşk Acır”ı ve 2026 yılını kariyerinin hangi noktasında hatırlayacağını bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var: Her sanatçının bir gün geriye dönüp “Her şey aslında o zaman başlamıştı” dediği bir dönem vardır.

Belki Melisa Çukurova için o dönem, tam da bugün yaşadığı dönemdir.

Kendisine müzik yolculuğunda başarılar diliyor, sesinin ve müziğinin onu gitmek istediği yere taşımasını temenni ediyoruz.

Ve elbette “Aşk Acır”dan sonra gelecek yeni şarkıları, yeni sahneleri ve yeni hikâyeleri merakla bekliyoruz.

Yolun açık olsun Melisa Çukurova…

Leave A Reply

Your email address will not be published.