BİR OYUNDAN FAZLASI: FAR CRY VE DEĞİŞEN OYUN DÜNYASI

0

 

Bilgisayar oyunlarıyla büyüyen bir nesil olarak bazı yapımları sadece oynadığımızı söylemek haksızlık olur. Çünkü bazı oyunlar, çıktıkları dönemin ruhunu değiştirdi. O güne kadar alıştığımız kuralları yıktı, beklentilerimizi değiştirdi ve yıllar sonra bile adından söz ettirmeyi başardı. İşte 2004 yılında çıkan Far Cry, tam olarak böyle bir oyundu.
Bugün dönüp baktığımızda açık dünya oyunları, kilometrelerce uzanan haritalar, gerçekçi grafikler ve oyuncuya sunulan özgürlük artık sıradan geliyor. Ancak bundan yirmi yılı aşkın bir süre önce durum çok farklıydı. O yıllarda birinci şahıs nişancı oyunlarının büyük bölümü dar koridorlarda, karanlık laboratuvarlarda ya da birbirine benzeyen askeri üslerde geçiyordu. Oyuncunun nereye gideceği, hangi kapıyı açacağı ve hangi düşmanla karşılaşacağı önceden belliydi. Kısacası oyun sizi yönlendiriyordu. Far Cry ise bu anlayışı tersine çevirdi ve “Kararı sen ver.” dedi.
Oyunun hikâyesi ilk bakışta klasik bir aksiyon filmi gibi başlıyor. Eski bir özel kuvvetler mensubu olan Jack Carver, gazeteci Valerie Constantine’i tropik bir adaya götürmek üzere teknesiyle yola çıkıyor. Ancak daha adaya ulaşmadan teknesi roket saldırısına uğruyor ve kendisini silahlı paralı askerlerle dolu, gizemli bir adada buluyor. Hikâye ilerledikçe olayın yalnızca kayıp bir gazeteciyi bulmaktan ibaret olmadığı, adada yürütülen genetik deneylerin ve insanlık için büyük bir tehdidin bulunduğu ortaya çıkıyor. Belki bugün bu senaryo bize çok farklı gelmeyebilir ama 2004 yılında sunduğu atmosfer, sinematik anlatımı ve temposuyla oyuncuyu ekran başına kilitlemeyi başarıyordu.
Far Cry’ın asıl başarısı ise hikâyesinden çok oynanış anlayışındaydı. Oyun size tek bir çözüm yolu sunmuyordu. İsterseniz tepeden dürbünle düşmanları izleyip sessizce ilerleyebiliyor, isterseniz keskin nişancı tüfeğiyle uzaktan etkisiz hâle getirebiliyor, isterseniz de elinize ağır silahları alıp ortalığı savaş alanına çevirebiliyordunuz. Bugün birçok oyunda gördüğümüz bu özgür yaklaşım, o yıllarda alışılmış bir durum değildi. Far Cry, oyuncuya güvenen ender yapımlardan biriydi ve belki de bu yüzden bu kadar sevildi.
Bir de işin teknik tarafı vardı. Oyunu ilk açtığımız günleri hatırlayanlar ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır. O dönem bilgisayar toplamak, bugünkü gibi internetten birkaç parça seçip sipariş vermek kadar kolay değildi. Bilgisayar dergilerindeki donanım incelemelerini takip eder, ekran kartlarının test sonuçlarını ezberler, yeni çıkan oyunların sistem gereksinimlerini konuşurduk. Çünkü herkesin aklında aynı soru vardı: “Acaba benim bilgisayarım Far Cry’ı kaldıracak mı?”
Bunun nedeni çok açıktı. Crytek’in geliştirdiği CryEngine, döneminin çok ötesinde bir teknoloji sunuyordu. Güneş ışığının suya yansıması, rüzgârla hareket eden ağaçlar, kilometrelerce uzağı gösterebilen görüş mesafesi ve o güne kadar benzeri görülmemiş detay seviyesi, oyuncular için adeta bir teknoloji gösterisiydi. Bugün bunlar sıradan gelebilir ama 2004 yılında bunları görmek gerçekten şaşırtıcıydı. Hatta birçok kişi yeni ekran kartı alma kararını sadece Far Cry için verdi. Oyun, yalnızca oyuncuların değil, donanım üreticilerinin de konuştuğu bir projeye dönüşmüştü.
Far Cry’ın arkasındaki hikâye de en az oyunun kendisi kadar ilginçtir. Alman geliştirici Crytek, aslında “X-Isle: Dinosaur Island” adını taşıyan bir teknoloji demosu hazırlamıştı. Amaç, geliştirdikleri oyun motorunun neler yapabileceğini göstermekti. Bu teknoloji demosu, Ubisoft’un dikkatini çekti ve kısa süre sonra tam kapsamlı bir projeye dönüştü. Sonuç ise oyun tarihinin en önemli FPS yapımlarından biri oldu. Crytek daha sonra Ubisoft ile yollarını ayırarak Crysis serisini geliştirirken, Far Cry markası Ubisoft’un elinde farklı bir yöne evrildi. Bugün Far Cry serisi hâlâ devam ediyor olsa da birçok oyuncu için ilk oyunun yeri her zaman ayrıdır.
Elbette oyunun tartışılan yönleri de vardı. Hikâyenin ikinci yarısında karşımıza çıkan genetik mutasyon geçirmiş yaratıklar, oyuncuları ikiye böldü. Kimileri bu değişimi cesur buldu, kimileri ise oyunun askeri atmosferini bozduğunu düşündü. Hatta bugün bile Far Cry denildiğinde en çok konuşulan konulardan biri budur. Ancak bana göre bu durum bile oyunun ne kadar unutulmaz olduğunun bir göstergesi. Aradan geçen bunca yıla rağmen hâlâ aynı bölümler tartışılıyor, hâlâ aynı sahneler hatırlanıyor.
Belki de Far Cry’ı özel yapan şey tam olarak buydu. Kusursuz olması değil, cesur olması. Oyun, alışılmışın dışına çıkmaktan korkmadı. Risk aldı. Oyuncuyu şaşırtmaya çalıştı ve bunu büyük ölçüde başardı.
Bugün oyun dünyasına baktığımızda dev bütçeli yapımlar, fotogerçekçi grafikler ve yapay zekâ destekli teknolojiler görüyoruz. Teknik anlamda çok daha gelişmiş oyunlar oynuyoruz. Ama bazen şunu da düşünmeden edemiyorum; teknoloji ilerledikçe oyunların bizi ilk kez şaşırtma gücü biraz azaldı. Çünkü artık neredeyse her şeyi gördüğümüzü sanıyoruz. Oysa Far Cry çıktığında hiçbirimiz böyle bir deneyime hazır değildik. Oyun sadece yeni bir hikâye anlatmıyordu; oyunların geleceğinin nasıl şekilleneceğini de gösteriyordu.
Benim Far Cry ile ilgili en çok hatırladığım şey ise belirli bir görev ya da bir çatışma değil. Oyunun bana hissettirdiği keşfetme duygusu. Tepeye çıkıp aşağıdaki kampı izlemek, “Acaba buraya farklı bir yoldan girebilir miyim?” diye düşünmek, uzaktan gelen silah seslerini takip etmek… O yıllarda internet bugünkü kadar yaygın değildi. Her görevin çözümünü birkaç dakika içinde öğrenemiyorduk. Deniyor, yanılıyor, tekrar deniyorduk. Belki de oyundan aldığımız keyfin önemli bir kısmı buradan geliyordu. Her şeyi kendimiz keşfediyorduk.
Bugün eski oyun kutularına ya da yıllardır açılmayan CD arşivlerine baktığımda aklıma sadece bir oyun gelmiyor. Bilgisayar başında geçirilen uzun yaz tatilleri geliyor. Okuldan eve koşarak geldiğimiz günler geliyor. Donanım dergilerini karıştırdığımız, internet kafelerde yeni çıkan oyunları konuştuğumuz, arkadaşlarımızla aynı görevi nasıl geçtiğimizi tartıştığımız yıllar geliyor. Far Cry, benim için yalnızca tropik bir adada geçen bir aksiyon oyunu değil; oyun dünyasının büyük bir değişim yaşadığı dönemin simgelerinden biri.
Ben Vural Korkmaz. Bu hafta İznik Gazetesi’nde, oyun tarihine damga vuran bir klasiği birlikte hatırladık. Far Cry belki bugün teknik olarak yaşını göstermeye başladı. Ama oyun tarihindeki yeri, bıraktığı etki ve bir neslin hafızasında oluşturduğu iz hâlâ ilk günkü kadar güçlü. Çünkü bazı oyunlar sadece çıktıkları yılı değil, kendilerinden sonra gelecek bütün oyunları da değiştirir. Far Cry, işte tam olarak böyle bir miras bıraktı. Ve sanırım bu yüzden, üzerinden yirmi yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ dönüp konuşmaya değer.

Leave A Reply

Your email address will not be published.