ŞARKILARINI DEĞİL, HİKÂYESİNİ KONUŞTUK… DİREN İLE ÖZEL RÖPORTAJ

0

Ben Vural Korkmaz. İznik Gazetesi’ndeki köşemde, müziğe ve sanata gönül veren isimlerin hikâyelerine yer vermeye devam ediyorum. Kimi zaman yılların deneyimini taşıyan usta sanatçılarla, kimi zaman ise kendi yolunu emekle ve sabırla inşa eden yeni nesil isimlerle bir araya geliyorum. Çünkü inanıyorum ki her sanatçının, sahnede gördüğümüz başarıların arkasında anlatılmayı bekleyen bambaşka bir hikâyesi var.

Bu kez konuğum, son yıllarda yayımladığı şarkılarla adından söz ettiren ve üretmeye ara vermeden yoluna devam eden Diren. Dijital platformlarda dinleyicisiyle buluşan eserleri, özellikle duygusal anlatımı ve modern pop çizgisiyle dikkat çekiyor. Son çalışması “Söylemesi Çok Kolay” ise yalnızca melodisiyle değil, dinleyiciyi düşündüren sözleriyle de öne çıkan bir yapım oldu.

Ancak bu röportajda amacımız yalnızca yeni şarkıyı konuşmak değildi. Diren’in müziğe nasıl başladığını, bugüne kadar yaşadığı kırılma noktalarını, müzik sektörüne bakışını, başarı ve başarısızlık kavramlarını nasıl yorumladığını, dijital çağın sanatçılar üzerindeki etkisini ve geleceğe dair hedeflerini tüm samimiyetiyle konuşmak istedik.

Klasik röportaj sorularının dışına çıkarak, zaman zaman düşündüren, zaman zaman da cevaplaması kolay olmayan sorular yönelttim. Çünkü bir sanatçıyı gerçekten tanımanın yolu, sadece başarılarını konuşmaktan değil; yaşadığı zorlukları, hayal kırıklıklarını ve geleceğe dair hayallerini de dinlemekten geçiyor.

Şimdi sözü daha fazla uzatmadan sizleri Diren ile gerçekleştirdiğimiz bu samimi ve keyifli sohbetle baş başa bırakıyorum. Keyifli okumalar…

 

Bugün seni “Diren” olarak tanıyoruz. Çocukluk yıllarındaki hâline dönüp baktığında, o küçük çocuğun bugünkü Diren’i gördüğünde en çok neye şaşıracağını düşünüyorsun?

Belediye koroları ve kurslardan sonra Güzel Sanatlar’ı kazandığımda, kendimi yeteneklerim konusunda sınır tanımaz ve biraz da eşsiz sanıyordum. Sonra birlikte okuduğum insanları, dünyadaki müzisyenleri tanıdıkça fark ettim; aslında bu kocaman dünyada küçücük bir kum tanesiyim. Belki de müzik bana en çok, kendimi büyütmekten önce yerimi bilmeyi ve kendi sesimi bulmayı öğretti.

 

Müzik sektörüne adım attığında sana söylenen ama sonradan tamamen yanlış olduğunu anladığın en büyük tavsiye neydi? Bugün o tavsiyeyi veren kişiyle karşılaşsan ona ne söylemek isterdin?

Genelde güzel tavsiyeler aldığımı düşünüyorum. Yalnızca sektörde tanınan ve sevdiğim bir aranjör arkadaşım, henüz bir single çalışmam yokken ve ondan şarkılarım için tavsiye alırken, yaşım genç olmasına rağmen geç kaldığımı söylemişti. Şu an 6 single çalışmam ile konserlerim olmasına rağmen, aklımda hâlâ neye geç kaldığımı düşündüğüm anlar oluyor.

Güzel tavsiye ise sevgili Sezen Aksu’nun… “Müzikal yol arkadaşların olmalı.” Bu tavsiyenin, tüm müzisyenlerin yolunu ve hatta kaderini değiştirebilecek kadar kıymetli olduğunu düşünüyorum. Benim müzikal yolculuğum için çok anlamı oldu.

 

Her sanatçının kimsenin görmediği bir kırılma noktası vardır. Senin “Buraya kadar, artık devam etmeyeceğim.” dediğin ama son anda vazgeçtiğin bir dönem oldu mu? O gün gerçekten müziği bırakmış olsaydın bugün hayatında ne eksik olurdu?

Tebessüm ile kahkaha arasında bir yerdeyim çünkü ne diyeceğimi bilemiyorum. Vazgeçmek, bırakmak; müziği, “Su içmeyeyim artık.” demek gibi. Nasıl olduğunu anlamadığım bir duygu, belki depresyona girersem… Her daim üretmiyorum elbet ama sesimle üretilenleri sunmak bana en büyük terapi.

 

İlk yıllarındaki Diren ile bugünkü Diren arasında en büyük fark ne? Daha mı cesursun, daha mı temkinlisin, yoksa sektör seni bazı konularda istemediğin kadar değiştirdi mi?

İlk yıllardaki Diren, o dönemin Türkiye’si; yani sahnesi, kitlesi, müziği ile yaşım gereği daha cesur ve daha hırslı, kendimden daha umutluydum. Sektör mü bilmiyorum ama ben ilerleyen zamanlarda daha hırs sahibi olmayan bir sanatçı oldum ki bu, bu sektörde tutunmakta zorlanacağın bir özelliktir. Benim için hayatın amacının şöhret olmadığı, mutlu olduğun müziği yapmak olduğunu sektör öğretti.

 

Bir sanatçının kendi sesini bulması yıllar sürebiliyor. Sen kendi sesini gerçekten bulduğunu düşünüyor musun, yoksa hâlâ “Ben aslında nasıl bir sanatçı olmak istiyorum?” sorusunun cevabını mı arıyorsun?

Bu soruyu çok anlamamış olabilirim. Şöyle ki ses, her daim geliştirilebilir bir kas. Sesimi bulabildim mi? Hâlâ çalışıyorum. Hâlâ ses aralığımı genişletmek için, kondisyon için egzersizler ve repertuvar için yeni şarkılar çalışıyorum.

Sesim dışında nasıl bir sanatçı olmak istediğim; müzisyen arkadaşlarımla mutlu, heyecanlı işler yapmak. Sonrası zaten dinleyiciye mutlaka geçer.

 

Müzik sektöründe yeteneğin kadar görünür olmanın da önemli olduğu bir dönemdeyiz. Hiç sırf daha fazla görünür olabilmek için aslında yapmak istemediğin bir şeyi yapmayı düşündün mü? Sanatından taviz vermekle kariyer fırsatını kaçırmak arasında kalsan hangisini seçersin?

Pek sanmıyorum. Ben o taviz vermeyenlerdenim sanıyorum. Daha fazla görünür olmak için çalışmam gereken veya büyük işler teklif eden menajerlerle bir arada olmama sebebim samimiyetsiz şarkılar, işler… Sırf popüler olmak için körü körüne müzik yapmaya gerek yok, değil mi? 🙂

 

Bugün çıkardığın ilk şarkını dinlesen, o zamanki Diren’e vereceğin en sert eleştiri ne olurdu? Peki, ondan özür dilemen gereken bir konu var mı?

O kadar yarama tuz bastın ki… İlk şarkım “Aşkın Falan Filan”ın köprü kısmında, “olana bitene” sözünde yapılan mixte sesimle çok oynanmış hissettiğim, on revizeden fazla istediğim bir şarkım oldu. Tüm şarkılarımda telaş yaptığım gibi, ilk şarkımda da hemen çıksın isteğimle içime hiç sinmeden yayınladık. Tahmin edersin ilk şarkı heyecanını.

 

Bu perşembe ve cumartesi gerçekleşecek konserlerin senin için yalnızca sahneye çıkıp şarkı söylediğin iki gece olmadığını düşünüyorum. Peki, bu konserlerde kendini gerçekten kanıtlaman gereken bir şey var mı? Konser bittiğinde, sahneden indiğin anda “Bugün Diren olarak kendime şunu kanıtladım.” demek istediğin şey nedir?

O kadar mutluyum ki, özellikle seçtiklerim, sevdiğim şarkıları söylediğimde… Kanıtlamak değil de birlikte anı yaşamak, duyguları anlamak, şarkının duygusunu birlikte söylediğimizde hissettiklerimiz… Sanırım bazı meslektaşlarım ve iyi dinleyiciler bu yazıyı okurken anlıyor.

 

Şarkılarında duyguları anlatırken ne kadar gerçek, ne kadar kurgu kullanıyorsun? Bir gün yaşadığın en özel hikâyenin çok iyi bir şarkıya dönüşeceğini bilsen, o hikâyeyi müzik uğruna başkalarıyla paylaşmayı göze alır mıydın?

Paylaşıyorum zaten. Çoğu gerçek, kimi abartılı, kimi sevdiklerimin yaşadıkları ama hepsinin bir hikâyesi var.

 

Bir konserin sahneye çıkılan andan ibaret olmadığını biliyoruz. Peki, senin için bir konserin hazırlık süreci nasıl ilerliyor? Repertuvar seçiminden provalara, vokal hazırlığından sahne arkasındaki son dakikalara kadar seni en çok zorlayan aşama hangisi ve sahneye çıkmadan hemen önce yaşadığın heyecanı kontrol etmek için kendine uyguladığın özel bir yöntem var mı?

Elbette bir hazırlık süreci var. Beni en çok yoran, proporsiyonuma göre ne giyecek, ne diktirecek olmam. Tüm stilistlere saygım olmasına karşın, kendimi en iyi nasıl rahat ve güvende hissettiğimi yine kendim bildiğimi düşünüyorum.

Onun dışında ses açtığım, egzersiz yaptığım konserler daha sağlıklı geçer. Bunun dışında bir ara vermediysem kontrolsüz bir heyecanım olmaz. Hissettiğim heyecan, aslında mutlu olacağım, eğleneceğim ve takdir edileceğim bir gecenin tatlı duygusu.

 

Son şarkın “Söylemesi Çok Kolay”ın adında bile bir hesaplaşma hissi var. Bu şarkıyı dinleyen herkes kendinden bir şey bulabilir ama senin için şarkının asıl muhatabı kimdi? Bir kişiyi, bir dönemi ya da belki de eski Diren’i mi anlatıyor?

“Söylemesi Çok Kolay”ı eskiden yazdım. Evet, benim hikâyelerimden de anlatı var ama dediğim gibi herkesten bir şeyler katıp sentezlemeyi seviyorum. Spesifik tek bir konuyu anlatan ikinci şarkım “Karantina”dır. Pandemi döneminde yazdığım.

 

Bir şarkının başarılı olmasıyla iyi bir şarkı olması sence aynı şey mi? Eğer yarın yaptığın bir şarkı milyonlarca kez dinlense ama sen o şarkının sanatsal olarak seni temsil etmediğini düşünsen, bunu başarı olarak kabul eder misin?

Çok zor bir soru, kabul etmeliyim. Başarı alkışla belirlenebilir mi? Her zaman değil. Milyonlarca kez dinlenen bir şarkımın benim nazarımda da başarılı olmasını yeğlerim. Sanatsal olarak beni temsil etmeyen şarkılara single veya albümümde yer vereceğimi sanmıyorum.

 

Müzik sektöründe bazen bir sanatçının yeteneğinden çok, kiminle çalıştığı ve kim tarafından desteklendiği konuşuluyor. Sen bugüne kadar sadece yeteneğinle ilerleyebildiğin bir noktaya ulaştığını düşünüyor musun, yoksa doğru insanların desteğinin de kariyerinde belirleyici olduğunu kabul ediyor musun?

Muhakkak menajerler ve yapımcıların doğru yönlendirmeleri sanatçının yükselmesinde çok etkili bir rol alıyor. Yetenek ve çalışmak doğru şekilde sunulmadığında hiçbir yere varmaz. Aynı, çok iyi bir yemeğin doğru bir sunumla, doğru yerde ve doğru kişilere sunulmadığı gibi…

 

Sektörde herkes birbirine destek oluyor gibi görünürken, gerçek hayatta rekabetin çok daha sert olduğunu biliyoruz. Sen hiç yakın gördüğün birinin başarını içten içe istemediğini hissettiğin bir durum yaşadın mı? Böyle bir şey yaşadıysan insanlara bakışın değişti mi?

Sanıyorum eskiler birbirine destek olmuş. Şu an aynı yerde, aynı işleri yapan kimsenin birbirine destek olduğunu söyleyemem. Ülke olarak bireyselleştik. Uğruna savaştığım, savunduğum, haksızlığa uğradığını düşündüğüm, savaştığım kimsenin benim kadar dert ettiğini, içselleştirdiğini, mücadele ettiğini görmedim.

 

Bir gün müzik kariyerin istediğin kadar büyümezse, bunu kabullenebilecek kadar kendinle barışık mısın? Yoksa “Ne olursa olsun bunu başarmalıyım.” diyen ve kendine sürekli daha fazlasını yaptıran bir tarafın mı var?

Buna benzer sözler hep duyuyorum. Şöyle ki yaklaşık 10 senedir kendimle ilgili beklentim makul oranda. Tabii daha fazlasını başarmalıyım, her daim bu hissiyatım mevcut ama başarısızlık ölçütü nedir ve bir gün söylediğin başarısızlık normunun içindeyken kabullenmem gerekenin ne olduğuyla ilgili fikrim olmadığından, hayal kırıklığımın fazla olacağını sanmıyorum.

 

Bugün sana “Diren’in en büyük eksiği nedir?” diye sorsam, başkasının vereceği cevabı değil, senin kendi kendine verdiğin cevabı merak ediyorum. Kendinde hâlâ değiştiremediğin hangi özelliğin kariyerini yavaşlatıyor?

Belki biraz daha hırslı olmak, hayal kurmak. Bu, çalışma anlamında anlaşılmasın. Çok çalıştığımı düşünüyorum ama hep şükrettiğim için var olandan çok mutluyum. Müziği en çok kendim için yapıyorum. Elbette geniş kitlelere hitap etmek her daim sanatçının arzuladığı bir gerçek. Bunun için yeterince çabalamıyor olabilirim. Maalesef değiştirmediğim özelliğim, büyük hırslarımın olmaması diyebiliriz.

 

Yapay zekânın müzik üretiminde giderek daha fazla yer aldığı bir dönemdeyiz. Bir gün yapay zekâ senin sesini kusursuz biçimde taklit edip senden daha başarılı bir şarkı üretebilse, buna karşı çıkmak mı istersin, yoksa bunu müziğin geldiği yeni bir nokta olarak kabul edip onunla birlikte üretmenin yollarını mı ararsın?

Çok uzun zamandır aranjörler şarkılarımızı düzenlerken bilgisayardan ve çeşitli uygulamalardan faydalanıyorlar zaten. Teknolojinin bize faydası kimi zaman şu şekilde oluyor: Şarkıya belki daha farklı ritim kalıpları ya da hissettiğimden farklı armoniler ekleyerek, şarkıya daha geniş bir perspektiften bakmamı sağlıyor.

 

Kariyerinde bugün bulunduğun noktayı kaybetme ihtimalinden mi daha çok korkuyorsun, yoksa yıllar sonra geriye baktığında yeterince cesur işler yapmamış olmaktan mı?

Her zaman yaptıklarımdan çok, yapamadıklarım için pişman olmaktan korkarım.

 

Diyelim ki önüne bir fırsat geldi ve seni bir anda çok daha geniş bir kitleye ulaştıracak. Ancak bunun karşılığında müziğinin tarzından, görünüşünden ya da söylemek istediğin şeylerden ciddi şekilde taviz vermen gerekiyor. Diren’i büyütmek için Diren’den vazgeçer misin?

Saydıklarınızın hepsi istendi, evet. Büyük yapımcıların, daha geniş kitlelere hitap edebileceğimin garantisi olmaksızın teklifler aldım. Hem çalışacağım aranjörlerin tarzı hem de benim kendimden farklı görüneceğim bir senaryo ve insan ilişkileri bana hitap etmiyordu.

Sevgili Altay’ın yaklaşık iki yıl vokalistliğini yaptıktan, henüz mesleğimi ve sahne sanatını okurken onun profesyonelliğini gözlemleyerek bu mesleği öğrendikten sonra piştiğimi düşünüyorum. Sonrasında sahne alırken yüksek lisansımı da tamamlayıp kendimi kendime kanıtladığım için kimsenin beni şekillendirmesine, tarzıma müdahale etmesine ya da isteklerimi göz ardı etmesine müsaade etmedim.

Nitekim bugün sadece bir sanatçı değil, Kültür Bakanlığı sanatçısıyım. İnanmadığım hiçbir albüme ya da projeye “tamam” demek zorunda olmama lüksüne, çok şükür, sahibim.

 

Son olarak seni bugünkü Diren yapan bütün başarıları, hayal kırıklıklarını ve mücadeleleri bir kenara bırakalım. Bugün kariyerine sıfırdan başlama şansın olsa, yine şarkıcı olmayı seçer miydin? Eğer cevabın “evet” ise, bu kez kendine hangi sözü vererek yola çıkardın?

Tabii ki. Kendimi başka bir yerde hayal edemiyorum.

Bundan 10 yıl önceki bana seslendiğimde… Yürürken, ürettiklerini insanlarla buluşturmak için mükemmeli ya da mucizeyi bekleme. İçinde ne varsa; derdini, şarkını, söylemek istediğin her şeyi anlat. Çünkü sen farkında olmasan da belki binlerce kilometre uzakta birinin kalbine dokunacak o şarkı. Ve belki de senin ruhundan çıkan o ses, yalnızca senin değil, hiç tanımadığın birinin de ruhunu doyuracak.

Çok teşekkür ederim Vural. Dolu dolu bir sohbet oldu. Senin de başarılarının devamını ve güzellikler diliyorum…

 

 

Röportajımız boyunca yalnızca şarkıları değil, bir sanatçının perde arkasındaki yolculuğunu da konuşmaya çalıştık. Çocukluk yıllarından bugünkü kariyerine, müziğe bakış açısından son çalışması “Söylemesi Çok Kolay”ın ortaya çıkış sürecine kadar birçok farklı konuya değinen Diren, içten cevaplarıyla hem kendisini hem de müziğini daha yakından tanıma fırsatı sundu.

Yoğun temposuna rağmen sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Diren’e bu güzel sohbet için teşekkür ediyorum. Üretmeye ve dinleyicileriyle yeni hikâyeler buluşturmaya devam ettiği bu yolculukta kendisine başarılarının artarak devam etmesini diliyorum.

Her röportajda olduğu gibi bu söyleşinin de, yalnızca bir sanatçıyı tanımak isteyenlere değil; hayallerinin peşinden gitmek isteyen herkese küçük de olsa bir ilham vereceğine inanıyorum.

İznik Gazetesi’nde yeni röportajlarda ve yeni hikâyelerde yeniden buluşmak dileğiyle, sevgi ve saygılarımla…

Leave A Reply

Your email address will not be published.