Gazetecilik bana yıllar boyunca birçok güzel şey kazandırdı. Yeni şehirler gördüm, farklı hayat hikâyelerine tanıklık ettim, birbirinden değerli sanatçılarla aynı masaya oturdum. Röportaj yaptığım her insan bana farklı bir bakış açısı kattı. Kimileriyle yalnızca birkaç saat süren bir söyleşiyi paylaştık, kimileriyle ise röportaj bittikten sonra yollarımız doğal bir şekilde ayrıldı.
Ama bazen öyle insanlar çıkıyor ki karşınıza, yaptığınız röportaj sadece gazetenin bir sayfasında kalmıyor. O gün başlayan iletişim zamanla gerçek bir dostluğa dönüşüyor. İşte Melissa Menteşe, benim gazetecilik yolculuğumda böyle tanıdığım insanlardan biri.
2023 yılıydı. İznik Gazetesi adına 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel hazırladığım röportaj serisi için farklı alanlarda başarı elde etmiş kadınlarla iletişime geçiyordum. Amacım yalnızca başarı hikâyelerini anlatmak değildi. O başarıların arkasındaki emeği, sabrı ve karakteri de okurlara göstermek istiyordum.
Seslendirme dünyasını uzun zamandır ilgiyle takip eden biri olarak Melissa Menteşe’nin ismini elbette biliyordum. Televizyonda, dijital platformlarda ya da reklamlarda duyduğumuz birçok sesin arkasında yıllarını bu mesleğe vermiş sanatçılar olduğunu biliyordum. Fakat seslendirme sanatçılarının en büyük özelliği de tam olarak buydu; milyonlarca insan onları seslerinden tanıyor ama yüzlerini, hikâyelerini ve verdikleri emeği çoğu zaman bilmiyordu.
Melissa ile yaptığımız ilk görüşme, benim için bu bilinmeyen dünyanın kapısını aralayan önemli anlardan biri oldu.
Röportaj teklifimi büyük bir içtenlikle kabul etti. İlk dakikalardan itibaren konuştuğum kişinin sadece başarılı bir seslendirme sanatçısı değil, aynı zamanda sohbet etmeyi seven, karşısındaki insanı dikkatle dinleyen ve yaptığı işe büyük bir sevgiyle bağlı biri olduğunu hissettim.
Gazetecilikte yıllar geçtikçe bazı şeyleri sezgilerinizle anlamaya başlıyorsunuz. Karşınızdaki kişi gerçekten konuşmak mı istiyor, yoksa yalnızca röportajı tamamlayıp yoluna devam etmeyi mi? Melissa’da hissettiğim şey çok farklıydı. Cevapları ezber değildi. Her soruya düşünerek yaklaşıyor, yalnızca kariyerinden değil, mesleğine bakışından da söz ediyordu. O gün yaptığımız söyleşi, benim için sıradan bir röportaj olmanın çok ötesine geçti.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde İznik Gazetesi’nde yayımlanan o röportajın ardından iletişimimiz devam etti. Açıkçası bunu beklemiyordum. Gazetecilikte çoğu zaman röportaj biter, teşekkür edilir ve herkes kendi yoluna gider. Fakat bazı insanlar vardır ki tanışıklık kısa sürede samimi bir dostluğa dönüşür. Melissa ile aramızdaki bağ da tam olarak böyle gelişti.
Sonraki süreçte yalnızca röportajlarla yetinmedik. Birlikte podcast kayıtları yaptık. Saatler süren sohbetler ettik. Mikrofonlar açıldığında seslendirme sektörünü konuştuk, mikrofonlar kapandığında ise hayattan konuşmaya devam ettik. İşte insanı gerçekten tanıdığınız anlar da bunlar oluyor.
Bugün dönüp baktığımda Melissa Menteşe benim için sadece başarılı bir seslendirme sanatçısı değil. Onun mesleğine duyduğu sevgiyi, yaptığı işe gösterdiği saygıyı, insanlarla kurduğu sıcak iletişimi ve mütevazı duruşunu yakından görme fırsatı bulmuş biri olarak söylüyorum; bazı insanlar başarılarıyla olduğu kadar karakterleriyle de örnek oluyor.
Belki de bu yüzden bu yazıyı kaleme alırken yalnızca ses verdiği karakterleri sıralamak istemedim. Çünkü bana göre bir sanatçıyı değerli yapan şey, sadece kariyerindeki işler değildir. O işleri hangi anlayışla yaptığı, insanlara nasıl yaklaştığı ve yıllar geçtikçe kendini nasıl geliştirdiği de en az kariyeri kadar önemlidir.
Melissa Menteşe’nin hikâyesi de tam burada başlıyor.
1983 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Melissa Menteşe, ilk bakışta seslendirme dünyasına doğrudan yönelmiş biri gibi görünse de aslında oldukça farklı bir eğitim geçmişine sahip. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde ekonomi eğitimi aldıktan sonra Haliç Üniversitesi’nde Türk Müziği üzerine yüksek lisans yaptı. Bunun yanında oyunculuk eğitimleri aldı, diksiyon ve sahne çalışmalarıyla kendisini geliştirdi. Bugün geriye dönüp baktığımızda, bu farklı disiplinlerin onun seslendirme kariyerine büyük katkı sağladığını görmek mümkün.
Seslendirme sanatı, dışarıdan bakıldığında yalnızca güzel konuşabilmekten ibaret sanılıyor. Oysa bu meslek; oyunculuk, doğru nefes kullanımı, karakter analizi, metin yorumlama, diksiyon ve teknik bilgi gerektiren çok yönlü bir alan. Melissa’nın eğitim hayatı da aslında onu tam olarak bu noktaya hazırlamış.
2011 yılından itibaren profesyonel olarak sektörde yer almaya başlayan Melissa Menteşe, kısa süre içerisinde yalnızca seslendirme yapan bir sanatçı olmaktan çıkıp sektörün farklı alanlarında da sorumluluk üstlenen bir isim hâline geldi. Dublaj sanatçısı olarak yüzlerce projede mikrofon başına geçti, aynı zamanda seslendirme yönetmeni olarak da önemli yapımlarda görev aldı.
Özellikle Disney projeleri ve National Geographic belgesellerindeki yönetmenlik çalışmaları, onun yalnızca iyi bir yorumcu değil, aynı zamanda bir ekibi yönlendirebilen, karakterlerin Türkçe performansını şekillendirebilen deneyimli bir isim olduğunu gösteriyor. Bu yönü, kariyerini birçok meslektaşından ayıran önemli özelliklerden biri.
Ses verdiği projelerin sayısı ise gerçekten etkileyici. The Good Doctor, Sky Rojo, Jupiter’s Legacy, Barry Seal: Kaçakçı, Molly’nin Oyunu, Away, Seven Seconds, Wolfblood, Chosen, Godzilla ve daha birçok uluslararası yapımda farklı karakterlere sesiyle hayat verdi. Ancak bana göre Melissa Menteşe’nin başarısını yalnızca bu yapımların sayısıyla ölçmek doğru olmaz.
Çünkü iyi bir seslendirme sanatçısı, seyirciye kendi sesini değil, karakterin ruhunu duyurabilen kişidir.
İşte Melissa’nın yıllardır başarıyla yaptığı şey de tam olarak budur.
Seslendirme sanatı, yıllardır hak ettiği değeri görmekte zorlanan mesleklerden biri. Sinema salonundan çıktığımızda ya da bir diziyi bitirdiğimizde çoğu zaman oyuncuları konuşuyoruz. Karakterlerin bize ne hissettirdiğini anlatıyoruz. Oysa Türkçe izlediğimiz yapımlarda o karakterlerin duygularını bize ulaştıran insanlar çoğu zaman görünmez kahramanlar olarak kalıyor.
Bir karakterin öfkesini, hüznünü, korkusunu ya da sevincini yalnızca doğru kelimelerle değil, doğru tonlamayla da aktarabilmek büyük bir oyunculuk gerektiriyor. Mikrofonun karşısında yapılan iş, kameranın önünde yapılan oyunculuktan çok farklı olsa da aslında aynı derecede disiplin ve hazırlık istiyor. Melissa Menteşe ile yaptığımız sohbetlerde bunu defalarca hissettim.
Bir karakteri seslendirmeden önce metni anlamak, karakterin psikolojisini çözmek, oyuncunun nefes alışverişini takip etmek, cümlelerin ritmini yakalamak… Bütün bunlar birkaç dakikalık bir sahnenin arkasında saatler süren bir emeğin olduğunu gösteriyor.
Melissa’nın mesleğine duyduğu saygı da tam burada ortaya çıkıyor.
Bugün birçok insan yaptığı işi sever. Ama çok az insan yaptığı işe gerçekten saygı duyar. Melissa’yı tanıdıktan sonra en çok dikkatimi çeken özelliklerinden biri buydu. Konu seslendirme olduğunda yalnızca kendi kariyerini anlatmıyor; sektörün gelişmesini, genç sanatçıların doğru eğitim almasını ve yapılan işin kalitesini de önemsiyor. Bir sanatçının sadece kendisini değil, mesleğini de düşünmesi bana her zaman çok kıymetli gelmiştir.
Podcast kayıtlarımız sırasında bunun birçok örneğine tanık oldum. Kayıt başlamadan önce konuştuğumuz konuların büyük bölümü çoğu zaman seslendirme sektörüyle ilgili oluyordu. Yeni teknolojiler, değişen kayıt sistemleri, dublaj yönetmenliğinin incelikleri, oyunculuk ve ses kullanımı… Onu dinlerken şunu fark ediyordum; Melissa, bu işi yalnızca yaptığı için değil, gerçekten sevdiği için anlatıyordu.
Bir gazeteci olarak yıllardır birçok sanatçıyla röportaj yaptım. Kimi çok başarılıydı ama mesafeliydi. Kimi samimiydi ama kendini geliştirmeyi bırakmıştı. Melissa’da ise bu iki özelliğin dengeli bir şekilde bir araya geldiğini gördüm. Başarısına rağmen ulaşılabilir olmayı, yoğun temposuna rağmen sohbet etmeye vakit ayırmayı bilen insanlardan biri.
Belki de dostluk dediğimiz şey tam olarak burada başlıyor.
Çünkü dostluk bazen büyük olaylarla kurulmaz. Bazen bir fincan çayın etrafında yapılan uzun sohbetlerle kurulur. Bazen kayıt bitmesine rağmen devam eden muhabbetlerle… Bazen de sadece karşınızdaki insanın sizi gerçekten dinlediğini hissetmenizle.
Melissa ile zaman içerisinde kurduğumuz bağ da tam olarak böyle gelişti.
Bugün onunla bir araya geldiğimizde artık aklımızda ilk röportaj olmuyor. Yeni projelerden konuşuyoruz. Hayattan konuşuyoruz. Bazen seslendirme dünyasının bilinmeyen yönlerini tartışıyoruz, bazen de tamamen gündelik konular üzerine sohbet ediyoruz. İşte bu yüzden onu artık sadece sesiyle tanıdığım bir sanatçı olarak görmüyorum.
Benim için Melissa Menteşe; mesleğine tutkuyla bağlı, yaptığı işi sürekli geliştirmeye çalışan, başarılarını büyük cümlelerle anlatmak yerine üretmeyi tercih eden ve bütün bunları yaparken mütevazılığını koruyabilen bir insan.
Günümüzde bunu başarabilmek gerçekten kolay değil.
Sosyal medyanın hayatımızın merkezine yerleştiği bir dönemde yaşıyoruz. Görünür olmak, üretmekten daha önemliymiş gibi gösteriliyor. Oysa sanatın özü hiçbir zaman görünür olmak olmadı. Sanatın özü, geride kalıcı işler bırakabilmekti. Melissa’nın kariyerine baktığımda da bunu görüyorum. O, gündemde kalmaya çalışan bir isim olmaktan çok, yaptığı işin kaliteli olması için çalışan bir profesyonel.
Belki de bu yüzden yıllardır hem dublaj sanatçısı hem de seslendirme yönetmeni olarak sektörün güven duyulan isimlerinden biri olmayı başardı.
Gazetecilik bana çok şey öğretti. Bunlardan biri de insanların gerçek karakterlerinin röportaj sırasında değil, röportaj sonrasında ortaya çıktığıdır. Kameralar kapandıktan sonra, kayıt cihazları sustuktan sonra ve artık kimsenin izlenim bırakma zorunluluğu kalmadığında insanlar gerçek hâlleriyle karşınıza çıkar.
Melissa Menteşe’yi de ben en çok o anlarda tanıdım.
İşte bu yüzden bu yazıyı kaleme alırken yalnızca kariyerinden söz etmek istemedim. Çünkü başarılar zamanla değişebilir. Yeni projeler gelir, yeni karakterler seslendirilir, yeni ödüller kazanılır. Ama bir insanın karakteri, duruşu ve mesleğine olan saygısı yıllar boyunca değişmeden kalıyorsa, asıl değer de orada saklıdır.
2023 yılında yaptığımız o ilk röportajın üzerinden zaman geçti. Araya yeni projeler, yeni kayıtlar ve yeni sohbetler girdi. Ama geriye dönüp baktığımda hâlâ aynı düşüncedeyim.
O gün sadece başarılı bir seslendirme sanatçısıyla tanışmadım.
İşini büyük bir ciddiyetle yapan, dostluğu samimiyetle kuran ve insanlığıyla iz bırakan güzel bir insan tanıdım.
Gazetecilik bazen size iyi haberler kazandırır.
Bazen güzel röportajlar…
Bazen de yıllar sonra dönüp baktığınızda “İyi ki tanımışım.” diyebileceğiniz insanlar…
Melissa Menteşe, benim için tam olarak böyle biri.
Bu satırları yazarken aklımda ne ses verdiği karakterler var ne de yer aldığı onlarca proje… Elbette bunların her biri kariyerinin önemli parçaları. Ancak ben onu hatırladığımda önce samimiyetini, sonra mesleğine duyduğu sevgiyi, ardından da çay ve kahve eşliğinde yaptığımız uzun sohbetleri hatırlıyorum.
Belki de bir gazeteci için en büyük ödül budur.
Yıllar sonra arşivde kalan bir röportaja baktığında yalnızca güzel bir söyleşiyi değil, o söyleşeyle başlayan gerçek bir dostluğu da hatırlayabilmek.
Ben, 2023 yılında yaptığımız o ilk röportajı bugün hâlâ aynı sıcaklıkla hatırlıyorum.
Ve eminim ki Melissa Menteşe’nin sesi daha uzun yıllar sayısız karaktere hayat vermeye devam edecek. Ama onun sesinden daha kıymetli olan bir şey varsa, o da arkasındaki insanın taşıdığı değerlerdir.
Çünkü bazı insanlar yalnızca kulaklarımızda değil, hayatımızda da iz bırakır.
Melissa Menteşe, benim için işte tam olarak böyle bir isim.
