Bir insanı anlatırken bazen yaptığı işin ötesine geçmek gerekir. Çünkü bazı insanların kariyerleri kadar, o kariyerin içerisinde taşıdıkları emek, insanlarla kurdukları ilişkiler ve yıllar içerisinde bıraktıkları iz de önemlidir. Didem Barış Atlıhan benim için tam olarak böyle bir isim.
Ben ona çoğu zaman “Didem abla” diye hitap ediyorum. Bu hitabın içinde yalnızca bir samimiyet değil, uzun zamandır taşıdığım sevgi ve saygı da var. Kendisiyle yollarımızın kesişmesi ve İznik Gazetesi için farklı çalışmalar gerçekleştirmemiz, onu benim gözümde yalnızca başarılı bir sanatçı olmaktan çok daha farklı bir yere taşıdı.
Bu hikâyenin benim açımdan Duru Atlıhan’la da ayrı bir bağlantısı var. Sevgili Duru ile İznik Gazetesi için farklı dönemlerde röportajlar gerçekleştirdik. Böylece Didem ablanın yıllardır içerisinde olduğu sanat dünyasına, bu kez kızının penceresinden de bakma fırsatımız oldu.
Bu nedenle bugün Didem Barış Atlıhan’ı anlatırken yalnızca bir sanatçının geçmişine bakmıyorum. Aynı zamanda çok kıymet verdiğim bir insanın yıllar içerisinde oluşturduğu dünyaya kendi penceremden bakıyorum.
ÇOCUKLUKTA BAŞLAYAN BİR MERAK
Didem Barış Atlıhan’ın sanat hayatının ilk izlerini çocukluk yıllarında buluyoruz. Çocukluk arkadaşıyla oynadığı oyunların arasında tiyatroculuk ve dublaj sanatçılığı da var. Filmlerin sonunda oyuncuların yanı sıra seslendirme sanatçılarının isimlerini görmesi, bu isimleri merak etmesi ve arkadaşıyla birlikte ses taklitleri yapması, bugün geriye dönüp bakıldığında oldukça anlamlı bir başlangıç.
O dönem yalnızca bir oyun gibi görünen bu merak, zaman içerisinde ciddi bir sanat eğitimine ve mesleğe dönüşüyor.
Bazen insanın hayatındaki en önemli başlangıçlar, daha çocukken farkına varmadan yaptıklarıyla ortaya çıkıyor. Didem ablanın hikâyesinde de bunun güzel bir örneğini görüyoruz.
SAHNEDEN MİKROFONA
Didem Barış Atlıhan’ın sanat anlayışının temelinde tiyatro önemli bir yere sahip. Ortaokul yıllarından itibaren tiyatroyla ilgilenen Didem abla, okul tiyatrolarının yanı sıra Yeni Mahalle Belediye Tiyatrosu’nda da görev alıyor.
Lise son sınıfta Ankara Sanat Tiyatrosu’nun sınavlarına girerek önemli bir döneme adım atıyor. Burada Yılmaz Onay, Seda Şener, Ergin Orbay, Altan Erkekli, Altan Gördüm ve Rutkay Aziz gibi önemli isimlerden eğitim alıyor; Semih Sergen ile de çalışma fırsatı buluyor.
Bu dönem onun oyunculuk temelinin oluşmasında önemli bir rol oynuyor. Çünkü tiyatro, karakteri anlamayı, metnin duygusunu kavramayı ve bunu seyirciye aktarabilmeyi öğretiyor.
Yıllar sonra mikrofon başına geçtiğinde de bu birikim işinin en önemli parçalarından biri haline geliyor.
Seslendirmede yalnızca güzel bir sese sahip olmak yeterli değil. Doğru Türkçe, diksiyon, kulak, oyunculuk, karakter analizi ve çalışma disiplini gerekiyor. Bir karakterin söylediği cümleyi okumakla, o cümleyi karakterin duygusuyla söylemek arasında büyük fark var.
Didem ablanın “mikrofon oyunculuğu” olarak tanımladığı taraf da tam olarak burada ortaya çıkıyor.
ANKARA’DAN İSTANBUL’A
Profesyonel çalışmalarında TRT’nin önemli bir yeri bulunan Didem Barış Atlıhan, 1996 yılında İstanbul’a geliyor. Burada çocuk tiyatrosu, televizyon ve seslendirme çalışmalarını sürdürüyor.
Zaman içerisinde mesleğin farklı taraflarında da görev almaya başlıyor. Cast direktörlüğü ve dublaj yönetmenliği, onun yalnızca mikrofon başında değil, yapımların hazırlık ve yönetim süreçlerinde de deneyim kazanmasını sağlıyor.
Bu deneyim, kariyerinin ilerleyen dönemlerinde önemli bir avantaj haline geliyor. Çünkü bir karakteri seslendirmek kadar, o karakter için doğru oyuncuyu bulmak ve ortaya çıkacak performansı yönetmek de ayrı bir uzmanlık gerektiriyor.
HAFIZALARDA KALAN SESLER
Didem Barış Atlıhan’ın seslendirme kariyerinde birbirinden farklı pek çok karakter bulunuyor.
Kral Şakir’deki Canan, geniş kitlelerin onu tanıdığı karakterlerin başında geliyor. Ege ile Gaga’daki Ege, Heidi, Winx Club’daki Miusa, Teen Titans Go!’daki Starfire ve Sonic Prime’daki Tails de ses verdiği karakterler arasında.
Bu listeye bakıldığında aslında tek bir noktayı görmek mümkün: Didem abla birbirinden çok farklı karakterlerin dünyasına girebilmiş bir sanatçı.
Çocuk yapımlarının yanında farklı sinema ve televizyon projelerinde de oyunculara sesiyle hayat verdi. Macaulay Culkin, Selena Gomez ve Dakota Fanning gibi isimlerin Türkçe seslendirmelerini gerçekleştirmesi, çalışma alanının animasyonla sınırlı olmadığını gösteriyor.
Bir karakterden diğerine geçerken ses tonundan konuşma ritmine, duygudan yaş hissine kadar pek çok ayrıntının yeniden kurulması gerekiyor. İzleyici bunu çoğu zaman fark etmiyor; zaten iyi yapılmış bir seslendirmenin güzelliği de biraz burada.
MİKROFONUN ARKASINDAKİ TARAF
Didem ablanın kariyerinde benim özellikle dikkat çekmek istediğim alanlardan biri dublaj yönetmenliği.
Çünkü burada artık yalnızca kendi performansınızdan sorumlu değilsiniz. Bir yapımın seslendirme kadrosunu oluşturmak, oyuncuları yönlendirmek ve karakterlerin birbirleriyle uyumunu sağlamak gibi birçok sorumluluk devreye giriyor.
Deadpool & Wolverine ve Bir Minecraft Filmi gibi büyük yapımlarda seslendirme ve yönetmenlik tarafında görev alması da bu deneyimin günümüzde devam ettiğini gösteriyor.
Mikrofonun önünde karaktere hayat veren, arkasında ise başka oyuncuların performansını yönlendiren bir sanatçı olarak iki farklı sorumluluğu aynı mesleki birikimde buluşturuyor.
DİDEM ABLA VE DURU
Didem ablayı anlatırken Duru’dan söz etmemek benim için mümkün değil. Çünkü sevgili Duru ile de İznik Gazetesi için farklı dönemlerde röportajlar gerçekleştirdik.
Duru’nun seslendirme dünyasıyla tanışması çok küçük yaşlarda oldu. Annesinin yıllardır içinde bulunduğu sektör, onun çocukluğundan itibaren hayatının doğal bir parçasıydı. Stüdyo ortamını, mikrofonu ve kayıt süreçlerini yakından tanıyarak büyüdü.
Ancak Duru’nun hikâyesini yalnızca “Didem Barış Atlıhan’ın kızı” olarak anlatmak doğru olmaz. O da zaman içerisinde kendi deneyimlerini kazandı, kendi eğitimini aldı ve kendi yolunu oluşturmaya başladı.
Bizim İznik Gazetesi’nde gerçekleştirdiğimiz röportajlarda da Duru’nun kendi hikâyesini, hedeflerini ve sanat dünyasına bakışını konuşma fırsatımız oldu.
Anne-kız açısından baktığımda burada güzel bir devamlılık görüyorum. Bir annenin yıllar içerisinde kazandığı deneyim, kızının önüne hazır bir yol koymaktan çok ona bu dünyayı tanıma fırsatı veriyor. Sonrasında ise herkes kendi yönünü belirliyor.
DEĞİŞEN DÜNYA VE YAPAY ZEKA
Bugün seslendirme sektörünü konuşurken yapay zekâyı da göz ardı etmek mümkün değil.
İnsan seslerinin taklit edilebilmesi ve yapay seslerin giderek daha gelişmiş hale gelmesi, sektörün geleceğiyle ilgili önemli soruları beraberinde getiriyor. Bu teknolojinin önümüzdeki yıllarda hangi noktaya ulaşacağını bugünden kesin olarak söylemek zor.
Ancak seslendirme yalnızca bir sesi üretmekten ibaret değil. Bir karakterin duygusunu anlamak, cümlenin altındaki anlamı yakalamak ve performansı hikâyenin bütününe göre şekillendirmek oyunculuğun temel parçaları.
Teknoloji değişebilir, kullanılan araçlar yenilenebilir. Fakat insanın bir karakteri yorumlama biçimi hâlâ bu mesleğin önemli bir tarafını oluşturuyor.
Didem ablanın uzun yıllardır değişen teknolojiye ve sektöre tanıklık etmesi de bu dönüşümün içerisinde ayrı bir anlam taşıyor.
BENİM İÇİN DİDEM ABLA
Bütün bunların ardından biraz da işin benim için olan tarafına gelmek istiyorum.
Didem abla benim için yalnızca hakkında yazı hazırladığım bir sanatçı değil. Çok sevdiğim, saygı duyduğum ve hayatımda özel bir yere koyduğum kıymetli bir insan.
Ona “Didem abla” derken bunu yalnızca bir hitap olarak kullanmıyorum. Gerçekten böyle hissettiğim için söylüyorum.
İznik Gazetesi için yaptığımız çalışmaların zaman içerisinde güzel bir iletişime dönüşmesi benim için çok değerli. Ardından Duru ile gerçekleştirdiğimiz röportajlar da bu bağın başka bir tarafını oluşturdu.
Gazetecilik bana yıllar içerisinde çok sayıda insan tanıma fırsatı verdi. Bazı insanlarla yalnızca bir röportaj yapıp yollarımızı ayırdık. Bazıları ise hayatımızda farklı bir yerde kaldı.
Didem abla benim için ikinci grupta.
Onun sanatına duyduğum saygının yanında, insan olarak taşıdığı sıcaklık ve samimiyet benim için çok daha ayrı bir anlam taşıyor. Bu yüzden onu anlatırken yalnızca yaptığı işleri sıralamak istemiyorum.
BİR İNSANIN BIRAKTIĞI İZ
Didem Barış Atlıhan’ın hayatına baktığımızda çocuklukta başlayan bir merakın, tiyatroyla şekillenen bir oyunculuk anlayışının ve yıllar içerisinde farklı alanlarda gelişen bir sanat yolculuğunun izlerini görüyoruz.
Fakat bence bu hikâyenin asıl güzel tarafı, bütün bunların bugün hâlâ devam ediyor olması.
Yeni yapımlar, yeni karakterler, yeni teknolojiler ve değişen bir sektör var. Didem abla da bütün bu değişimin içerisinde üretmeye devam ediyor.
Bir sanatçının yıllar boyunca aynı mesleğin içerisinde kalması elbette başlı başına değerli. Fakat asıl önemli olan, zaman içerisinde kendisini yenileyebilmesi ve yaptığı işe olan ilgisini koruyabilmesi.
Didem Barış Atlıhan’ın hikâyesinde benim gördüğüm şey de tam olarak bu.
İYİ Kİ YOLLARIMIZ KESİŞMİŞ
Ben bu yazıyı bitirirken bir gazeteci olarak değil, sevdiği bir ablasını anlatmaya çalışan Vural olarak birkaç cümle daha söylemek istiyorum.
Didem abla, senin hayatını anlatırken tiyatrodan, seslendirmeden, dublaj yönetmenliğinden ve yıllar içerisinde hayat verdiğin karakterlerden söz edebiliriz. Ama benim için bunların yanında daha önemli bir şey var: Seni tanımış olmak.
İznik Gazetesi için yaptığımız çalışmalar, sohbetlerimiz ve zaman içerisinde yollarımızın yeniden kesişmesi benim için gerçekten çok kıymetli. Duru ile gerçekleştirdiğimiz röportajların da bu hikâyeye eklenmesi, benim açımdan ayrı bir güzellik oldu.
İyi ki yıllar önce o çocukluk merakının peşinden gitmişsin. İyi ki tiyatroyla tanışmışsın, iyi ki mikrofonun başına geçmişsin ve iyi ki bugün hâlâ üretmeye devam ediyorsun.
Ama benim için en önemlisi şu:
İyi ki seni tanımışım.
Senin sesini milyonlarca insan duydu ve duymaya devam edecek. Fakat benim için sen hiçbir zaman yalnızca seslendirdiğin karakterlerden ibaret olmadın. Sen, hayatımda özel bir yere sahip olan, sanatına saygı duyduğum ve insanlığına değer verdiğim çok kıymetli bir ablasın.
Daha nice güzel projelerde, yeni karakterlerde ve elbette güzel sohbetlerde yeniden buluşmak dileğiyle…
İyi ki varsın Didem abla.
Sevgiyle,
