13. CUMA BÖLÜM 2: JASON EFSANESİNİN GERÇEK DOĞUŞU

0

Bazı filmler vardır; sadece izlenmez, bir dönemin sinema anlayışını değiştirir. Bazıları ise ilk filmin bıraktığı mirası alır ve onu bambaşka bir noktaya taşır. İşte 13. Cuma Bölüm 2 (Friday the 13th Part 2) tam olarak böyle bir yapım. İlk film, Pamela Voorhees’in intikam öyküsüyle korku sinemasına yeni bir soluk getirirken, ikinci film ise bugün adını duyar duymaz akıllara gelen o efsanevi karakteri gerçek anlamda doğurdu: Jason Voorhees.

Ben Vural Korkmaz. Bu hafta sizlerle birlikte, 1981 yılının sisli ormanlarına, Crystal Lake’in ürkütücü sessizliğine doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Çünkü bazı filmler yalnızca korkutmaz; yıllar geçse de hafızamızın en karanlık köşesinde yaşamaya devam eder.

İlk filmi izlediğimde aklımda kalan en büyük soru şuydu: “Jason gerçekten öldü mü?” Final sahnesi cevap vermekten çok yeni sorular sormuştu. O yıllarda internet yoktu, sosyal medya yoktu. Devam filmi geleceğini de kimse kesin olarak bilmiyordu. Belki de bu yüzden ikinci film başladığında hissettiğim merak, bugünün izleyicisinin kolay kolay yaşayamayacağı türdendi.
Film açılır açılmaz anlıyoruz ki Crystal Lake’in laneti sona ermemiş. Aksine, artık çok daha kişisel, çok daha sessiz ve çok daha acımasız bir hâl almış durumda. Annesinin ölümünden sonra yıllarca ormanda tek başına yaşayan Jason Voorhees, artık efsane olmaya hazırlanıyor.

Bugün herkes Jason’ı beyaz hokey maskesiyle tanıyor. Oysa bu filmde o maske henüz yok. Yerine başına geçirdiği eski, yıpranmış bir çuval var. Belki de bu yüzden ikinci filmdeki Jason bana her zaman daha ürkütücü gelmiştir. Çünkü karşımızda doğaüstü bir canavar değil; yaralı, öfkeli, içine kapanmış ama ölümcül derecede tehlikeli bir insan var. Onun yürüyüşü, nefesi, sessizliği ve gölgelerin arasından bir anda belirmesi, maskeden çok daha fazla korku yaratıyor.

1980’li yılların başında slasher türü henüz yeni şekilleniyordu. “Cadılar Bayramı” (Halloween) ile açılan kapı, “13. Cuma” ile ardına kadar aralanmıştı. Ancak ikinci film, bu türün kurallarını daha da belirginleştirdi. Issız bir kamp… Bir grup genç… Gecenin sessizliği… Kimsenin yardım edemeyeceği bir orman… Ve görünmeyen bir katil…

Bugün bunların hepsi bize tanıdık geliyor. Çünkü yıllar boyunca yüzlerce korku filmi aynı formülü kullandı. Ama o günlerde bu atmosfer, izleyici için bambaşka bir deneyimdi.
Filmin en dikkat çekici yönlerinden biri ise Jason’ın karakterinin işlenişi. O sadece öldüren biri değildir. Ormanın içinde kendi kurduğu kulübede yaşayan, annesinin kesik başını saklayan ve onunla konuştuğuna inanan, çocukluğunu hiç yaşayamamış kırık bir ruh olarak karşımıza çıkar. Bu detaylar, Jason’ı tek boyutlu bir katil olmaktan çıkarıp trajik bir karaktere dönüştürüyor. Elbette yaptıkları affedilemez; fakat onun neden bu hâle geldiğini anlamaya başladığınızda, korkunun yanında hüzün de hissediyorsunuz.
Filmin başrolündeki Ginny karakteri de seriye bambaşka bir soluk getiriyor. O, yalnızca kaçan bir karakter değil; düşünen, analiz eden ve Jason’ın psikolojisini çözmeye çalışan biri. Final bölümünde uyguladığı plan, bugün bile serinin en zekice yazılmış sahnelerinden biri olarak kabul ediliyor. Güç yerine aklı kullanan bir karakter izlemek, dönemin korku sineması için oldukça cesur bir tercihti.
Teknik açıdan bakıldığında ise 13. Cuma Bölüm 2, sınırlı bütçesine rağmen etkileyici bir atmosfer kurmayı başarıyor. Yoğun sis, karanlık orman yolları, eski ahşap kulübeler ve Harry Manfredini’nin tüyleri diken diken eden müzikleri… Özellikle o meşhur “Ki… Ki… Ki… Ma… Ma… Ma…” sesleri duyulduğunda, daha hiçbir şey olmadan içinizi tarif edemeyeceğiniz bir huzursuzluk kaplıyor. İşte gerçek korku da tam burada başlıyor. Görmediğiniz şeylerden korkmak…
Bugünün teknolojisiyle hazırlanan korku filmlerinde devasa bilgisayar efektleri, yüksek bütçeli canavar tasarımları ve dijital görüntüler görüyoruz. Oysa 13. Cuma Bölüm 2’nin başarısı bunların hiçbirine dayanmıyor. Film, seyircinin hayal gücünü harekete geçiriyor. Kamera bazen sadece birkaç ağacı gösteriyor, bazen rüzgârın salladığı dalları… Ama insanın zihni, o boşlukları korkuyla dolduruyor. Belki de bu yüzden üzerinden kırk yılı aşkın zaman geçmiş olmasına rağmen hâlâ etkisini kaybetmiyor.

Bu filmi bugün yeniden izlediğinizde bazı sahneler size yavaş gelebilir. Ancak biraz durup dönemin şartlarını düşündüğünüzde, aslında önünüzde korku sinemasının yapı taşlarından birinin durduğunu fark ediyorsunuz. Çünkü Jason Voorhees’in efsanesi tam da burada şekillenmeye başladı. Henüz ölümsüz değildi. Yaralanıyordu, koşuyordu, nefes alıyordu. Bu yönüyle belki de serinin en gerçekçi Jason’ını izliyoruz.

Cuma Bölüm 2’nin başarısı yalnızca gişe rakamlarında gizli değil. Asıl başarısı, korku sinemasına kalıcı bir simge kazandırmış olmasıdır. Eğer bu film çekilmemiş olsaydı, belki de Jason bugün Freddy Krueger, Michael Myers ya da Leatherface kadar büyük bir efsaneye dönüşemeyecekti. Bu yapım, bir devam filmi olmanın çok ötesine geçerek kendi başına sinema tarihine adını yazdırdı.
Bugün korku sinemasını seven milyonlarca insan için Jason, sadece elinde pala taşıyan sessiz bir katil değildir. O, çocukluk ve gençlik yıllarımızın video kaset raflarında gördüğümüz, televizyon ekranlarında bizi diken üstünde tutan, gece ışıkları kapattığımızda aklımıza gelen unutulmaz bir figürdür. Ve o figürün gerçek doğuşu, işte tam olarak bu filmle başladı.

Aradan onlarca yıl geçti. Sinema değişti, teknolojiler gelişti, korku anlayışı farklılaştı. Ama Crystal Lake’in o ürkütücü sessizliği hâlâ aynı. Rüzgâr yine ağaçların arasından aynı sesle geçiyor. Geceleri gölün kıyısındaki kulübeler hâlâ aynı karanlığa gömülüyor. Ve insan ister istemez arkasına dönüp bakıyor. Çünkü Jason’ın ne zaman ortaya çıkacağını hiçbir zaman bilemiyorsunuz.
İşte klasiklerin en büyük gücü de burada yatıyor. Onlar yalnızca izlediğimiz filmler değildir; yıllar geçse bile zihnimizde yaşamaya devam eden anılardır. 13. Cuma Bölüm 2, korku sinemasının sadece başarılı bir devam filmi değil, aynı zamanda bir efsanenin gerçek başlangıcıdır. Eğer ilk film kapıyı araladıysa, ikinci film o kapıyı ardına kadar açtı ve sinema tarihinin en unutulmaz kabuslarından birini dünyaya armağan etti.
Bir sonraki köşe yazısında farklı bir sinema klasiğinin izini sürmek dileğiyle…
İznik Gazetesi’nden sevgilerle.

Leave A Reply

Your email address will not be published.