Sanat dünyasında bazı isimler vardır; yüzünü her zaman hatırlamayız ama sesini duyduğumuzda hemen tanırız. Yıllar önce izlediğimiz bir filmde, televizyonda takip ettiğimiz bir dizide, çocukluğumuzdan kalan bir animasyonda ya da bugün dijital platformlarda karşımıza çıkan bir yapımda duyduğumuz o ses, hafızamızda yer etmiştir. Fakat çoğu zaman o sesin arkasındaki sanatçının kim olduğunu bilmeyiz.
Şebnem Ünaldı, bu açıdan baktığımızda uzun yıllardır hayatımızın farklı dönemlerine sesiyle eşlik eden sanatçılardan biri.
Onu yalnızca bir seslendirme sanatçısı olarak tanımlamak kariyerini eksik bırakır. Çünkü sanat yolculuğunun temelinde tiyatro ve oyunculuk bulunuyor. Sahneyle başlayan kariyeri, televizyon çalışmalarıyla devam etmiş; ardından seslendirme, dublaj, animasyon, sesli kitap ve sesli betimleme gibi farklı alanlara uzanmış.
17 Haziran 1965’te İstanbul’da dünyaya gelen Ünaldı, konservatuvarın tiyatro bölümünden mezun oldu. Yapı Kredi Gençlik Tiyatrosu ve Devlet Tiyatrosu deneyimleriyle sahne dünyasının içerisinde yer aldı. Tiyatro kayıtlarında Sel oyununda Zeliha, Canavar Cafer oyununda Perihan ve Hababam Sınıfı gibi yapımlarda oyuncu olarak yer aldığı görülüyor.
Bu sahne geçmişi, ilerleyen yıllarda yapacağı seslendirme çalışmalarının da önemli bir altyapısını oluşturdu.
Çünkü seslendirme yalnızca bir metni okumaktan ibaret değil. Karakterin duygusunu anlamak, sahnenin ritmini yakalamak ve oyunculuğu ses üzerinden yeniden kurmak gerekiyor. Şebnem Ünaldı’nın kariyerinde tiyatrodan seslendirmeye uzanan çizgi de bu nedenle oldukça anlamlı.
SAHNEDEN MİKROFONA
Ünaldı’nın oyunculuk çalışmaları tiyatroyla sınırlı kalmadı. Satır Arası, Kuruntular ve Kurt Kapanı gibi televizyon yapımlarında da yer aldı.
Ancak zaman içerisinde onu daha geniş bir izleyici kitlesine ulaştıran alan seslendirme oldu.
Türkiye’de özellikle televizyon ve sinemanın güçlü olduğu dönemlerde seslendirme sanatçıları, izleyicinin yabancı yapımlarla kurduğu ilişkinin önemli bir parçasıydı. Bir oyuncunun Türkçe sesini veren sanatçı, karakterin izleyici üzerindeki etkisini de doğrudan şekillendiriyordu.
Şebnem Ünaldı’nın kariyeri bu dönemin yanı sıra dijital platformların yükseldiği yeni döneme de uzanıyor.
Film, dizi ve animasyon çalışmalarının çeşitliliği bunun en açık göstergelerinden biri.
Yeşil Yol, Desperate Housewives, Dracula, Spartacus ve Gülümse gibi birbirinden farklı yapımlarda seslendirme çalışmalarında yer aldı. Bu yapımların her biri farklı türlere ve farklı oyunculuk biçimlerine sahipti.
Dolayısıyla her yeni proje, seslendirme sanatçısı için yeni bir karakter ve yeni bir yorum anlamına geliyordu.
KARAKTERİN SESİNİ YARATMAK
Bir oyuncuyu ekranda izlediğimizde yüz ifadesini, beden dilini ve hareketlerini görebiliriz. Seslendirme sanatçısının elinde ise çoğu zaman yalnızca sesi vardır.
Bu nedenle dublajı sadece “Türkçe ses vermek” şeklinde değerlendirmek doğru değil.
Bir karakterin öfkesi, korkusu, neşesi, kırgınlığı veya mizahı sese aktarılmak zorunda. Bazen tek bir cümlenin söyleniş biçimi bile karakterin izleyicide nasıl karşılık bulacağını değiştirebiliyor.
Şebnem Ünaldı’nın uzun yıllara yayılan kariyerinde farklı türlerdeki yapımlarda çalışmış olması, bu oyunculuk tarafını daha görünür hale getiriyor.
Üstelik deneyimi yalnızca kendi performansıyla da sınırlı kalmadı. Tek Türkiye ve Şefkat Tepe gibi yapımlarda seslendirme yönetmenliği görevini de üstlendi.
Bu kez mikrofonun arkasında yalnızca kendi karakterini değil, bütün bir seslendirme ekibinin performansını düşünmek durumundaydı.
ÇOCUKLARIN HAFIZASINDAKİ KARAKTERLER
Şebnem Ünaldı’nın kariyerinde animasyonların ayrı bir yeri bulunuyor.
Çatlak Yumurtalar ve Limon ile Zeytin gibi çocukların yakından tanıdığı yapımlarda seslendirme çalışmaları yaptı. Canım Kardeşim animasyonunda ise Lale karakterine sesiyle hayat verdi.
Çocuk yapımlarında seslendirme yapmak, oyuncuya farklı bir sorumluluk yüklüyor. Karakterin enerjisini korumak, samimi bir anlatım oluşturmak ve çocuk izleyiciyle doğrudan iletişim kurabilmek gerekiyor.
Bu tür karakterler ayrıca sanatçının sesini yıllar sonra bile hatırlanabilir hale getiriyor.
Bugün yetişkin olan pek çok kişinin çocukluğundan kalan bazı karakterleri hâlâ sesleriyle hatırlaması bunun en güzel örneği.
DİJİTAL DÖNEMDE DEVAM EDEN KARİYER
Seslendirme sektörü yıllar içerisinde ciddi bir değişim geçirdi. Televizyon kanallarının ve sinema filmlerinin ağırlıkta olduğu dönemden, bugün Netflix ve benzeri dijital platformların içerik dünyasına geçildi.
Şebnem Ünaldı’nın kariyeri de bu değişimin dışında kalmadı.
Deniz Canavarı, Kozmik Kid ve Gülümse gibi farklı türlerdeki yapımlarda seslendirme çalışmalarının bulunması, onun yeni nesil içeriklerde de üretmeye devam ettiğini gösteriyor.
Burada önemli olan yalnızca eski bir mesleğin sürdürülmesi değil; değişen içerik türlerine ve çalışma biçimlerine uyum sağlayabilmek.
Uzun bir kariyerin asıl sınavlarından biri de bu.
SESLİ KİTAPLARDA BAŞKA BİR ANLATIM
Şebnem Ünaldı’nın sanat hayatının dikkat çeken başka bir alanı da sesli kitap çalışmaları.
TRT Dinle’de Değişim Rüzgarı, Babalar ve Oğullar, Ivan Osokin’in Tuhaf Hayatı ve Eylül gibi eserlerde adına rastlanıyor.
Sesli kitap, dublajdan farklı bir oyunculuk ve anlatıcılık gerektiriyor. Burada bir oyuncunun yüzüne veya görüntüsüne eşlik etmiyorsunuz. Hikâyenin atmosferini tamamen sesiniz üzerinden kuruyorsunuz.
Karakterlerin birbirinden ayrılması, metnin ritminin korunması ve dinleyicinin hikâyenin içerisinde kalması, anlatıcının sorumluluğunu artırıyor.
Bu nedenle sesli kitap çalışmaları da Ünaldı’nın sesini farklı bir anlatım alanında kullandığını gösteren önemli bir bölüm.
SESİN ERİŞİLEBİLİRLİK TARAFI
Kariyerinin belki de en anlamlı alanlarından biri ise sesli betimleme.
Görme engelli izleyicilerin görsel bilgileri takip edebilmesini sağlayan sesli betimleme, sinema ve televizyonun erişilebilirliği açısından önemli bir çalışma.
Eğitimde Görme Engelliler Derneği’nin Ses Verenler programının Şebnem Ünaldı’ya ayrılan bölümünde, Netflix’teki bazı yapımlar için betimleme çalışmalarında yer aldığı belirtiliyor. Aynı söyleşide dublajın geçmişi, günümüzdeki durumu ve farklı seslendirme alanları üzerine de konuşuluyor.
Burada ses, karakter yaratmanın ötesine geçiyor.
Bir mekânı, bir hareketi veya ekrandaki görsel bir ayrıntıyı göremeyen izleyiciye kelimeler aracılığıyla aktarmak gerekiyor.
Dolayısıyla seslendirme sanatının toplumsal ve erişilebilirlik açısından başka bir boyutu da ortaya çıkıyor.
YILLAR İÇİNDE DEĞİŞEN SEKTÖR
Şebnem Ünaldı’nın kariyerini bugün değerlendirdiğimizde aslında yalnızca bir sanatçının özgeçmişine bakmıyoruz. Aynı zamanda Türkiye’deki seslendirme sektörünün geçirdiği değişimi de görüyoruz.
Tiyatrodan televizyona, geleneksel dublaj stüdyolarından dijital platformlara, animasyondan sesli kitaplara kadar genişleyen bir çalışma alanı var.
Teknoloji değişti.
İçeriklerin üretim ve izlenme biçimleri değişti.
Fakat oyuncunun temel görevi değişmedi: Karakteri anlamak ve izleyiciye doğru duyguyla ulaştırmak.
Bugün yapay zekâ ve sentetik ses teknolojileri seslendirme sektörünün önemli tartışma başlıklarından biri. Bir metni mekanik olarak seslendirmek mümkün olsa da oyunculuğun karakter yaratma tarafı hâlâ insan deneyimine dayanıyor.
Şebnem Ünaldı gibi uzun yıllardır bu mesleğin içinde bulunan sanatçıların kariyeri de bu nedenle yalnızca geçmişte yapılmış işlerin toplamı olarak görülmemeli. Aynı zamanda bir mesleğin deneyimini ve hafızasını taşıyor.
BİR SESİN HAFIZAMIZDAKİ YERİ
Bazen bir sanatçının yüzünü hiç görmeden onu tanıyoruz.
Bir filmde duyduğumuz ses…
Çocukluğumuzdan kalan bir animasyon karakteri…
Yıllar önce televizyonda izlediğimiz bir dizi…
Ya da bugün dijital platformda karşımıza çıkan bir yapım…
Aradan yıllar geçse bile bazı sesler hafızamızdan silinmiyor.
Şebnem Ünaldı’nın kariyerini değerli kılan noktalardan biri de burada ortaya çıkıyor.
Farklı dönemlerde, farklı türlerde ve farklı platformlarda karakterlere sesiyle hayat verdi. Kimi zaman bir oyuncunun performansını Türkçeye taşıdı, kimi zaman bir animasyon karakterinin kişiliğini oluşturdu, kimi zaman bir kitabın dünyasını yalnızca sesiyle dinleyicinin zihninde canlandırdı.
Bütün bu çalışmaların ortak noktası ise oyunculuk.
SON SÖZ
Şebnem Ünaldı’nın sanat yolculuğu, tiyatro eğitiminin ve sahne deneyiminin yıllar içerisinde ne kadar farklı alanlara taşınabileceğini gösteren güzel örneklerden biri.
Sahneyle başlayan kariyer; televizyon, sinema ve seslendirmeyle genişledi. Animasyon karakterleriyle çocukların hafızasına girdi. Seslendirme yönetmenliğiyle sektörün başka bir tarafında sorumluluk aldı. Sesli kitaplarla anlatıcılık yönünü ortaya koydu. Sesli betimleme çalışmalarıyla da sesin erişilebilirlik açısından taşıdığı değere katkıda bulundu.
Bütün bunları bir araya getirdiğimizde karşımıza yalnızca uzun bir çalışma listesi çıkmıyor.
Yıllar içerisinde değişen bir sektörün içinde üretmeye devam eden bir oyuncunun hikâyesi çıkıyor.
Belki Şebnem Ünaldı’yı ekranda sık sık görmedik.
Ama sesini defalarca duyduk.
Kimi zaman bir sinema salonunda, kimi zaman televizyon karşısında, kimi zaman çocukların izlediği bir animasyonda, kimi zaman da bugün dijital platformlarda…
İşte seslendirme sanatçılarının mesleğindeki en ilginç taraflardan biri de bu.
Sanatçı çoğu zaman görünmez, fakat emeği görünür olan hikâyenin içerisinde yaşamaya devam eder.
Şebnem Ünaldı’nın yıllara yayılan kariyeri de bu görünmeyen emeğin güçlü örneklerinden biri.
Tiyatrodan mikrofona, televizyondan dijital platformlara uzanan bu yolculuk; yalnızca bir sanatçının kariyerini değil, Türkiye’de seslendirme sanatının geçirdiği değişimi de anlatıyor.
Ve belki de bütün bu hikâyenin en güzel tarafı şu:
Bir sanatçı yıllar boyunca yüzlerce karakterin arkasında yer alabilir ama sonunda geriye kendi sesi kalır.
Şebnem Ünaldı’nın kariyerinde de geriye, farklı kuşakların farklı hikâyelerle hatırlayacağı uzun bir ses hafızası kalıyor.
İznik Gazetesi olarak, tiyatrodan seslendirmeye uzanan sanat hayatı boyunca farklı karakterlere, farklı hikâyelere ve farklı kuşaklara sesiyle eşlik eden Şebnem Ünaldı’nın kariyerini saygıyla selamlıyoruz.
