Bazı insanlar vardır; onları anlatmaya nereden başlayacağınızı bilemezsiniz. Çünkü yalnızca yaptıkları işle değil, yıllar boyunca bıraktıkları izlerle de hafızalarda yer edinmişlerdir. Türkiye’de seslendirme denildiğinde akla gelen isimlerden biri olan Zeki Atlı da benim için tam olarak böyle bir insan.
Bugün sinemaya giden milyonlarca insan, dijital platformlarda film izleyen gençler ya da televizyon karşısında büyüyen nesiller onun sesini mutlaka duymuştur. Belki adını herkes bilmiyordur ama sesini tanımayanın çok az olduğunu düşünüyorum. Çünkü iyi bir seslendirme sanatçısı, kendisini değil karakteri öne çıkarır. İzleyici, oyuncuyu izlediğini sanırken aslında karaktere ruh veren ikinci oyuncuyu, yani seslendirme sanatçısını dinler.
Benim Zeki Atlı’yla tanışıklığım ise bugünden çok daha eskiye dayanıyor.
Henüz 16 yaşındaydım.
Hayatımın merkezine radyoyu koymaya başladığım yıllardı. Günümün büyük bölümü mikrofonları dinleyerek, iyi spikerleri takip ederek ve bir gün onların arasında olmanın hayalini kurarak geçiyordu. O dönem en sık dinlediğim radyolardan biri Pal FM’di. Orada duyduğum seslerden biri ise Zeki Atlı’ya aitti.
O yaşlarda elbette onun kariyerini, sektördeki yerini ya da Türkiye’nin en önemli seslendirme sanatçılarından biri olduğunu bilmiyordum. Bildiğim tek şey, konuşmaya başladığında dikkatimi tamamen ona verdiğimdi. Sesindeki güven, diksiyonundaki hâkimiyet ve kelimeleri kullanış biçimi bende büyük bir hayranlık uyandırmıştı.
Belki de farkında olmadan ilk ustalarımdan biri olmuştu.
Aradan yıllar geçti.
Ben de çocukluk hayalimin peşinden gitmeye devam ettim. Radyolarda program yaptım, mikrofonun önünde binlerce saat geçirdim, gazetecilik yolculuğuna çıktım ve birbirinden değerli sanatçılarla röportaj yapma fırsatı yakaladım.
Hayatın en güzel taraflarından biri de bu galiba…
Bir zamanlar uzaktan hayranlık duyduğunuz insanlar, yıllar sonra aynı mesleğin içinde yol arkadaşınız hâline gelebiliyor.
2018 yılının sonlarına doğru Zeki Atlı’yı hazırladığım radyo programına konuk olarak davet etmiştim.
Doğrusunu söylemek gerekirse o gün benim için sıradan bir yayın olmayacaktı.
Çünkü çocukluk yıllarımda hayranlıkla dinlediğim bir isimle aynı mikrofonun başında oturacak, hem mesleği hem de yılların birikimini konuşacaktık.
Ne yazık ki programa çok kısa bir süre kala yaşanan beklenmedik bir aksaklık nedeniyle yayını iptal etmek zorunda kaldık.
O gün bunun üzüntüsünü gerçekten yaşadım.
Çünkü bazen bir röportaj sadece röportaj değildir.
Bazen çocukluk hayallerinizin gerçekleşmesine birkaç adım kala yarım kalan güzel bir hikâyedir.
Aradan yıllar geçti ama içimde hep aynı düşünce kaldı. Bir gün o mikrofonun başına mutlaka birlikte oturacağız ve yıllardır biriken bütün hikâyeleri konuşacağız.
Bugün Zeki Atlı’yı anlatırken sadece başarılı bir seslendirme sanatçısından bahsetmek haksızlık olur.
Benim için o, aynı zamanda “Zeki Abi”dir.
Bu meslekte birçok değerli isim tanıdım. Pek çok usta isimle aynı ortamı paylaşma şansı yakaladım. Ama herkese “abi” diyemezsiniz. Bu kelime sadece yaşa değil, karaktere de söylenir.
Zeki Atlı’nın yıllar boyunca koruduğu mütevazılığı, mesleğine duyduğu saygı ve insan ilişkilerindeki samimiyeti, ona duyduğum saygıyı her zaman daha da artırdı.
Onun kariyerine baktığınızda ise aslında Türkiye’deki seslendirme sektörünün gelişimini de görüyorsunuz.
Yirmi yılı aşkın süredir mikrofonun başında…
Yüzlerce reklam filmi…
Sayısız belgesel…
Kurumsal seslendirmeler…
Animasyonlar…
Televizyon projeleri…
Ve elbette milyonların izlediği sinema filmleri…
Hollywood’un en güçlü oyuncularından Vin Diesel, Türk izleyicisinin hafızasında büyük ölçüde Zeki Atlı’nın sesiyle yer etti. “Hızlı ve Öfkeli” serisindeki Dominic Toretto karakterine kattığı sert ama kontrollü yorum, karakterin Türkçe kimliğinin ayrılmaz bir parçası hâline geldi.
Fantastik sinema denildiğinde akla gelen Doctor Strange karakterinde de yine onun sesi vardı. Benedict Cumberbatch’in canlandırdığı bu karmaşık karakteri Türkçeye aktarırken yalnızca cümleleri çevirmedi; karakterin zekâsını, özgüvenini ve duygusunu da izleyiciye hissettirdi.
Bununla da sınırlı kalmadı.
Jason Momoa’nın güçlü duruşunu…
Pedro Pascal’ın sakin ama etkileyici oyunculuğunu…
Tom Hardy’nin sert karakterlerini…
Pek çok uluslararası yapımı ve karakteri Türk izleyicisine kendi sesiyle ulaştırdı.
İşte bu yüzden Zeki Atlı’nın yaptığı iş, sadece seslendirme değildir.
Bu, görünmeyen bir oyunculuktur.
Kamera önündeki oyuncu nasıl beden diliyle oynuyorsa, seslendirme sanatçısı da yalnızca sesiyle aynı duyguyu yaşatmak zorundadır.
Üstelik bunu başka bir dilde yazılmış diyaloglara sadık kalarak yapar.
İyi bir ses tonu elbette önemlidir.
Ama tek başına yeterli değildir.
Karakteri anlamadan onu konuşturamazsınız.
Nefesini hissetmeden öfkesini veremezsiniz.
Duygusunu yaşamadan seyirciyi etkileyemezsiniz.
İşte Zeki Atlı’nın yıllardır fark yarattığı nokta tam da burasıdır.
Bugün Türkiye’de seslendirme sektörüne ilgi duyan birçok genç, onun çalışmalarını örnek alıyor. Çünkü bu meslek sadece teknik bilgiyle öğrenilmiyor. Disiplin, sabır, yorum gücü ve yılların tecrübesi gerekiyor.
Zeki Atlı bütün bunları kariyeri boyunca bir araya getirmeyi başarmış isimlerden biri.
Ne yazık ki seslendirme sanatçıları çoğu zaman hak ettikleri değeri göremiyor.
Film bittiğinde oyuncular konuşuluyor.
Yönetmen konuşuluyor.
Senaryo konuşuluyor.
Ama o karakterleri Türkçede bize sevdiren insanlar çoğu zaman perde arkasında kalıyor.
Oysa biz çocukluğumuzun kahramanlarını onların sesiyle tanıdık.
Aksiyon filmlerini onların yorumuyla heyecanla izledik.
Fantastik dünyalara onların sesiyle inandık.
Kısacası onlar, görünmeyen ama hikâyenin vazgeçilmez kahramanları oldular.
Bugün geriye dönüp baktığımda, 16 yaşında Pal FM’de hayranlıkla dinlediğim o sesin, yıllar sonra hayatımda böylesine özel bir yere sahip olacağını tahmin edemezdim.
Hayat bazen insanı yıllar önce örnek aldığı isimlerle aynı yolda yürütüyor.
İşte bunun kıymetini bilenlerdenim.
Bu yüzden Zeki Atlı benim için sadece başarılı bir sanatçı değil; mesleğine olan bağlılığıyla örnek aldığım, fikirlerine değer verdiğim ve gönül rahatlığıyla “Zeki Abi” diyebildiğim çok kıymetli bir insandır.
Belki 2018’de planladığımız o radyo programını gerçekleştiremedik.
Ama bazı buluşmaların zamanı vardır.
Ben inanıyorum ki bir gün aynı mikrofonun başında oturacağız. Bu kez yıllar önce yarım kalan o sohbeti tamamlayacağız. Çocukluğumdan bugüne uzanan bu hikâyeyi birlikte gülümseyerek hatırlayacağız.
Çünkü bazı sesler sadece filmlerde yaşamaz.
Bazı sesler, insanların hayatına da eşlik eder.
Zeki Atlı’nın sesi de benim için tam olarak böyle bir anlam taşıyor.
Yıllar önce bir radyo frekansında başlayan hayranlık, bugün büyük bir saygıya ve güçlü bir dostluğa dönüştü. Bence bir meslek insanının geride bırakabileceği en büyük miras da tam olarak budur: Yaptığı işle hafızalarda yer etmek ve karakteriyle insanların gönlünde iz bırakmak.
İznik Gazetesi’nin bu haftaki köşesini; çocukluk yıllarımda sesiyle bana ilham veren, bugün ise mesleğiyle olduğu kadar kişiliğiyle de örnek aldığım kıymetli üstadım ve ağabeyim Zeki Atlı’ya ithaf ediyorum. Nice güzel sohbetlerde, aynı mikrofonun başında yeniden buluşabilmek dileğiyle…
Sign in
Sign in
Recover your password.
A password will be e-mailed to you.
Next Post
