Her sanatçının bir hikâyesi vardır. Kimisi o hikâyeyi şarkılarında anlatır, kimisi ise sahneye çıktığında hissettirir. Ancak bazı isimler vardır ki, onları gerçekten tanıyabilmek için sadece şarkılarını dinlemek yetmez; perde arkasındaki yolculuğa da tanıklık etmek gerekir.
Bu haftaki konuğum, son yıllarda kendine özgü tarzı, farklı müzikal anlayışı ve cesur üretimleriyle dikkat çeken Ayşe Betül oldu. Tiyatro sahnesinden müzik dünyasına uzanan yolculuğunda birçok farklı deneyim yaşayan sanatçı, her yeni çalışmasında dinleyicisini başka bir hikâyenin içine davet ediyor. Özellikle son dönemde yayımladığı eserlerle kendi çizgisini daha da belirgin hâle getiren Ayşe Betül, yalnızca şarkılarıyla değil; üretim biçimi, sahne duruşu ve sanat anlayışıyla da adından söz ettiriyor.
Biz de İznik Gazetesi olarak bu kez klasik soruların dışına çıkmak istedik. Kariyerinin en başından bugününe uzanan yolculuğunu, yaşadığı zorlukları, aldığı kararları, sektörün bilinmeyen yönlerini ve son çalışması “Müptela” başta olmak üzere üretim sürecini tüm samimiyetiyle konuşmak istedik. Elbette zaman zaman zorlayan, düşündüren ve kolay cevaplanmayacak sorular da sorduk. Çünkü inanıyoruz ki gerçek bir röportaj, sadece başarıları konuşmak değil; sanatçının kendisiyle yüzleşebildiği anları da okuyucuyla buluşturabilmektir.
Şimdi sözü daha fazla uzatmadan, gelin Ayşe Betül’ün bilinmeyen yönlerini birlikte keşfedelim.
Müziğe başladığın ilk yıllarda sana “Bu işten bir şey olmaz. ” diyen insanlar oldu mu? Bugün dönüp baktığında, onların haklı olduğu tek bir nokta var mı?
Benim müziğe başladığım yıllarda bu işin ne olduğunu bile bilmiyorlardı dolayısıyla bu işten olmaz gibi bir yorum söz konusu değildi. Etrafta bol pantolonlar giyen kendi hayal dünyasında kendi eğlencesini yaşayan farklı tipler olarak görünüyorduk. Bugün ise çevremde bu işten bir şey olmaz diyen kimse yok. En azından bana söyleyen yok çünkü bence yaptığım işten bir şey olacağının farkındalar.
Nokia Super Sound ve Miller Music Factory gibi yarışmalardan ödüllerle ayrıldın. Peki o ödüller gerçekten kariyerini değiştirdi mi, yoksa bugün geriye baktığında sadece güzel birer anı mı olarak kaldılar?
Bu yarışmalar elbette kariyerimi değiştirdi. Şebnem Ferah, Demir Demirkan, Sagopa Kajmer ve alternatif müziğin bütün duayenleri jüri üyesiydi. Çok büyük bir projeydi ve çok büyük isimler jüri üyesiydi. Yüzlerce şarkı arasından sıyrılıp derece almak elbette insanın en başta kendine olan güveni tazelemesi ve bu işi doğru yaptığını gösterdiği açısından kariyerini değiştirir.
Çukurova Üniversitesi Tiyatrosu ve ardından gelen müzikal deneyimleri. . . Sence o dönem seni gerçek anlamda sanatçı mı yaptı, yoksa sadece sahneye hazırladı? Bugünkü Ayşe Betül’ün temelini hangisi oluşturdu?
Tiyatro zamanları ve oradaki müzikal deneyimi beni elbette çok geliştirdi. Tiyatro zaten tek başına insanı fazlaca geliştiren bir disiplin. Ruhunuza fizyolojinize tamamen hakim hale geliyorsunuz. Aynadaki kendinizi çok iyi tanımaya başlıyorsunuz. Tabii bu aynı zamanda çok büyük bir eğitim ve farkındalık getirdiği için sahnede sorumluluklarınız da ona göre artıyor. mükemmeliyetçi olmaya başlıyorsunuz. Bu farkındalık ve mükemmeliyetçilik günümüzde kısa vadede aslında çok büyük bir dezavantaj. Fütursuzca ve cehaletle piyasaya atılan insanlar çok daha iyi yerlere geliyor. Bunu negatif ya da pozitif nasıl bir eleştiri olarak alırsanız alabilirsiniz Yorumu size bırakıyorum.
Esmeralda gibi güçlü bir karakteri canlandırdın. Bugün kendi kariyerine baktığında, insanlar Ayşe Betül’ü gerçekten tanıyor mu, yoksa hâlâ oynadığın karakterlerin gölgesinde kalan bir sanatçı olduğunu düşünüyor musun?
Her oyuncu ve sanatçı oynadığı karakter ya da oluşturduğu alter egonun gölgesinde kalır. Ayşe Betül’ü gerçekten tanıdıklarını düşünmüyorum. Bir de benim düşünceme göre sanatçıyı tanımak diye bir şey yok, sanatçı ve reklam ekibi size sanatçıyı nasıl tanıtmak isterse öyle tanıtır. Sanatçı ise içini açmak istediği bir zaman gelir ve insanların onu tanımasına müsaade eder. Matematik bu.
Profesyonel müzik kariyerine başladığında seni en çok hayal kırıklığına uğratan şey neydi? Bugün sektöre yeni giren birine aynı yolu tavsiye eder misin?
Profesyonel müzik kariyerime başladığımda beni en çok hayal kırıklığına uğratan şey piyasada kalitenin aslında çok da önemli olmadığı gerçeğiyle yüzleşmem oldu. Kalite ve içerik her zaman çok önemlidir ama en azından no name çıkışlarda, günümüz jargonunda, kalite tek başına asla yeterli değil. Sektöre giren birine aynı yolu tavsiye eder miyim? Hayır, aynı yolu tavsiye etmem ama ben yine aynı yoldan giderim. Tek bir yol yok zaten.
İlk şarkılarından bugüne kadar müzikal kimliğin sürekli değişti. Bu değişim gerçekten senin içinden geldiği için mi yaşandı, yoksa sektör seni ayakta kalabilmek için değişmeye mi zorladı?
Bu bir değişim değildi aslında. Bu çeşitlilik zaten benim yapabildiklerim ve manevra kabiliyetim dahilinde. Yaptığım tüm şarkılar benim direkt kendi kimliğim ile özdeş çeşitlilikte ve direkt bana ait. Sektör ve piyasanın tercih edilen soundları elbette müzikal kimliğime yön vermiştir fakat bu içime sinmeyen ve üzerime oturmayan bir işe tamam dediğim anlamına gelmez. Piyasa baskısı oranı oldukça minimal düzeyde diyebilirim.
Bugüne kadar yayımladığın şarkılar arasında dinleyicilerin hak ettiğinden fazla değer verdiğini düşündüğün bir şarkın var mı? Tam tersine, kıymeti hiç bilinmeyen çalışman hangisi?
Hak ettiğinden fazla değer gördüğünü düşündüğüm bir şarkım olmadı. Hiç kıymeti bilinmeyen şarkım bence “Çekiyorum Gülümse” isimli single’ım. En iyi üç şarkım arasına koyarım ama o şarkı pek anlaşılmadı.
Son şarkın “Müptela” ile dinleyicilere yeni bir hikâye sundun. Peki bu şarkı gerçekten Ayşe Betül’ün bugün hissettiklerini mi anlatıyor, yoksa dinleyicinin duymak istediği duygular üzerine kurulmuş stratejik bir üretim mi?
“Müptela” isimli şarkı bugün ve her gün hissettiklerimi anlatıyor. Dinleyicinin duymak istediği duygular üzerine direkt olarak kurulu hiçbir şarkım yok. Belki de bu bir problemdir. Sanatçı anlatmak istiyor, dinleyici ise anlaşılmak istiyor. Aslında bu anlaşılabilir bir şey. EDM benim direkt olarak tarzım değil ama zaten ben bir rap vokal olarak herhangi bir altyapı üzerine üstüme düşeni yaparım ve yine bu sound üzerine de rap yaptım. “Müptela”yı farklı disiplinleri kendi müzik tarzımla birleştirip ürün üretmek ve evet biraz da strateji koymak diyebiliriz.
“Müptela” yayımlandıktan sonra gelen yorumları okuduğunda seni en çok rahatsız eden eleştiri neydi? İçinden “Bu kişi aslında haklı. ” dediğin tek bir yorum oldu mu?
Birkaç müzisyen arkadaşımdan bu tarzı bir oturtamadım kafamda senle ilgili yorumu aldım. Haklılık meselesi değil anlaşılabilir bir yorumdu.
Şarkılarındaki güçlü kadın profili ile gerçek hayattaki Ayşe Betül birebir örtüşüyor mu? Yoksa mikrofon açıldığında bambaşka bir karaktere mi dönüşüyorsun?
Şarkılardaki güçlü kadın profili Ayşe Betül kesinlikle var ama diğer tarafta oldukça zayıf ve muhtaç bir Ayşe Betül de var. Kendimi çok iyi tanıdığımı düşünüyorum ama diğer taraftan da aslında hiç tanıyamıyorum. Mikrofon açıldığında bambaşka bir karaktere büründüğüm hiç olmadı o yüzden. Benim hem dalga geçen, sarkastik, çok eğlenceli, umursamaz şarkılarımı da bulabilirsiniz aciz hissettiğim hatta muhtaç olduğum o tek başınalıktan korkan kendine yetemeyen Ayşe’yi de görebilirsiniz. Hayatta hiçbir zaman ben tam olarak şöyle biriyim diyemedim. Bu da şarkılarıma ve çeşitliliğine yansıyor zaten. Hatta “Müptela”nın sözleri oldukça zayıf ve dağılmış güçlü kalamamış bir kadına ait sözler. Bu kadar yıkık sözler arasında hâlâ nasıl güçlü bir karakter gibi görünebiliyorum şaşırtıcı.
Hiç sırf algoritmalar daha çok sevsin diye içinden gelmeyen bir şarkı yapmayı düşündün mü? Bugün başarıyı sanat mı belirliyor, yoksa dijital platformların kuralları mı?
Algoritmalar daha çok sevsin diye içimden gelmeyen bir şarkıyı hiçbir zaman yapmadım. Hatta en çok içimden gelerek yaptığım şarkılardan biri ‘Hoky Poky’ isimli şarkımdı. Çevremdeki herkes, en yakın arkadaşlarım dahil bu şarkıyı tamamen piyasa için yaptığımı düşündü. Ama bu şarkı tam tersi. Direkt Ayşe Betül.
Başarıyı sanatın belirlediği zamanlara gelmek için kariyerinizin %70’ine yakınını stres ve saçmalıklarla heba etmek zorunda kalıyorsunuz. Başarı ve kalıcılık çok sonraları kaliteyle birlikte geliyor ama o zamana kadar sabredebiliyor olmanız gerekiyor. Uzun maraton bir koşu bu.
Dinleyicilerin seni gerçekten tanıyor mu? Yoksa bugüne kadar sadece göstermek istediğin Ayşe Betül’ü mü gördüler?
Çok açık söyleyeceğim ben kendimi çok tanımıyorum ki dinleyicilerim beni tanıyabilsin. Göstermek istediğim Ayşe’nin ne olduğu konusunda bile emin değilim. Bildiğim tek şey sevgi doluyum kin gütmem hemen affederim. Müzik hedefim şahsi değil, toplumsal.
Şarkılarındaki yaşanmışlıkların ne kadarı gerçek, ne kadarı güçlü bir hikâye anlatıcılığı? Dinleyicinin bunu bilmesini ister misin, yoksa gizem işine mi geliyor?
Hüzünlü şarkılarımdaki yaşanmışlıkların birçoğu aslında gerçek değil. Bence özellikle hüzünlü şarkılar yapan sanatçılar idealindeki pesimistliği karanlığı anlatıyor ve bundan zevk alıyor çünkü kafanızdaki karanlık gerçek karanlıktan çok daha karanlık. En azından birçoğunun öyle yaptığını düşünüyorum. Ama yıllar sonra şarkılarında anlattığım ve bana acı veren şeyleri yaşayıp, dönüp kendime, aslında yıllar sonraki kendime bu şarkıyı yapmışım dediğim oldu. Ve zaten bir acıyı gerçekten yaşıyorsanız ona şarkı yapamıyorsunuz, o acıyla devam edemiyorsunuz. Yani gerçeğini yaşamak başkalarının acıları üzerine tepinmeye benzemiyor. Şarkı da yazdırmıyor, susturuyor yıkıp geçiyor.
Bugüne kadar reddettiğin ve sonradan büyük başarı yakalayan bir proje oldu mu? O günkü kararını bugün hâlâ savunabiliyor musun?
Bugüne kadar reddettiğim ve sonradan büyük başarı yakalayan birçok proje oldu. O günkü kararımı bugün hâlâ savunabiliyorum çünkü ben şuna inanıyorum, ben o zaman o iş için hazır değildim. Sonrasında kaldıramayıp mutsuz olabilirdim, dengeleyemeyebilirdim. Her sıçramanın bir pişme süreci var. Kafada oturma süreci var. Bir şey zorlasam dahi olmadıysa benim adıma geçerli sebepleri var demektir. İçgüdülerime güvenerek hareket edenlerdenim. Gerçekçi veriler tamamen uyuyor gibi görünse de çok içerilerde bir yerde olmaması gerektiğini hissediyorum bence. Hayattaki ve mental sağlığımdaki stabiliteyi bu şekilde yakalayabiliyorum.
Müzik sektöründe seni en çok rahatsız eden ama kimsenin açıkça konuşmadığı konu nedir? Bu konuda sessiz kalmak da aslında o düzenin bir parçası olmak anlamına gelmiyor mu?
Müzik sektöründe aslında herkesi en çok rahatsız eden ama kimsenin açıkça konuşmadığı konu bence para ve güç sahiplerinin aynı oranda sanat ve vizyon sahibi olmamaları. Kimsenin açıkça konuşamayacağı bir konu değil aslında bu. Belki o gücü arkasına alıp yol yürümeye başlayan ve fayda sağlayan sanatçılar belki bir süre sonra bunu konuşmaya cesaret edemiyor olabilir. Bunu da anlayabiliyorum esasen. Maalesef günümüzde sanatçı, birileri onun işini kalitesizleştirmeye çalışırken o kendi kalitesini korumaya çalışmakla da mücadele ediyor. Burada vereceğiniz tavizlerin başlıkları ve oranları söz konusu aslında. Omurganızı karakterinizi onurunuzu zedelemeden ortak bir yol bulunarak ilerlenmesi en sağlıklısı. Bu bir denge. Parayı koyan öyle ya da böyle parasını katlamayı hedefler, sanatçı ise sanatını geliştirmeyi. İkisi de kötü niyetler değil. Her iki taraf da esnek olmalı. Anlayış ve güven çerçevesinde çözülebilecek meseleler, çözülemiyor ise yanlış yerdesinizdir. Bu meseleyi çözemeyeceklerimizle de işimiz olmuyor zaten. Olmamalı.
Bugüne kadar seni en çok kıran eleştiri neydi? O eleştiriyi yapan kişi bugün karşında olsa, onu fikrinden döndürebilecek kadar güçlü bir cevabın var mı?
Ben eleştirilerden kırılmam. Kırılgan olmak özellikle yaptığımız işte bizi çok aşağıya çeker ve yol alamayız. Özellikle kırmak için yapılan eleştirileri de anlayıp lehime değerlendiririm. Orada bir başarı vardır çünkü ve böyle bir şeye maruz kalıyorumdur.
Kimseyi fikrinden döndürmek gibi bir gayretim de genelde olmaz. Çünkü fikirler sadece değişmiş gibi görünür. İyi niyetinden çok eminsem ve meseleyi doğru okumadığını düşünüyorsam elbette doğrusunu anlatmak ve kendimi ifade etmek için çabalarım, hatta ‘belki de ben eksik ve yanlış düşünüyorumdur’ ihtimalini göz önünde bulundurarak karşıdan doğrusunu almaya çalışırım. Güçlü bir cevabım her zaman var önemli olan karşıdaki bunu anlamak istiyor mu? Anlamak istemiyorsa zaten kişi fikir alışverişi için değil de doğru bulduğu şeyi size diretmeyi hedeflemiştir. Ya da en basit haliyle karşılıklı olarak birbirinizin aradığı kişiler değilsinizdir. Burada sektör bilgisi çok önemli. Her iki taraf için de.
Yıllarca emek verdiğin bu kariyerde, “Keşke hiç yapmasaydım. ” dediğin bir karar var mı? Eğer varsa, o karar seni bugün olduğun kişiye dönüştürdüğü için yine de minnet duyar mısın?
Keşke hiç yapmasaydım dediğin bir karar var evet o da şu, uzun yıllar boyunca üretime ara verdim. Oyuna dahil olduğumu ifade etmek için yılda en azından birkaç tane proje yapabilirdim. Çok uzun yıllar müziğimi susturdum. Bu, minnet duyulacak bir karar değil, pişmanlıktır. Yıkıcı bir pişmanlık olmamakla birlikte teknik bir ihmal denebilir.
Bir gün bütün dijital platformlar kapanır ve insanlar sadece canlı performanslarla sanatçı seçmek zorunda kalırsa, Ayşe Betül yine bugünkü noktaya gelebilir miydi?
Eğer böyle bir şey olsaydı Ayşe Betül bugünkü bulunduğun okuldan daha tatminkar noktalarda olurdu. Çünkü karakter itibariyle sanırım sosyal medyadan içerik üretip hadi beni dinleyin diye çığırtkanlık yapmak zul geliyor. Canlı performanslara kendi ayaklarıyla ve kendi istekleriyle gelen insanlarla etkileşim halinde olmak bambaşka bir durum.
Son olarak sana belki de en zor soruyu sormak istiyorum. Yıllar sonra kariyerine dönüp baktığında insanlar “İyi şarkılar yaptı. ” mı desin, yoksa “Türk müziğinde gerçekten iz bıraktı. ” mı desin? Ve dürüst olmanı istiyorum; bugünkü üretimlerin seni gerçekten ikinci cümleye yaklaştırıyor mu, yoksa hâlâ aradığın o büyük eser gelmedi mi?
Türk müziğinde iz bırakmış olmayı daha çok isterdim. İyi şarkılar yaptı denmesi hedefim için yeterli bir cümle değil. Çok geçerli ve kurdutması zor bir cümle ama yeterli değil. O günkü üretimlerim tam olarak beni ikinci cümleye yaklaştırıyor. Aslında birçok şarkım aradığım o büyük eser niteliğinde. Sadece piyasa standartlarına uymadığı için ve yeterli yatırımla desteklenmediği için dinlenmeler, birçok iyi sanatçıda olduğu gibi benim kariyerimde de istediğim seviyeye ulaşmıyor. Hatta günümüzde dinlenmek dediğiniz şey kalite ile direkt olarak hiç alakalı değil. Bu bilinen bir şey. Bu iş biraz maruz bırakmakla alakalı. Öte yandan ortada emsalsiz ve ilginç bir şey varsa her türlü yerini bulacaktır. Saklayamazsınız zaten.
Röportajımızın sonuna gelirken, Ayşe Betül’e samimiyeti ve içten cevapları için teşekkür ediyoruz.
Sanat dünyasında kalıcı olabilmek yalnızca üretmekle değil; kendini sürekli geliştirebilmek, değişime ayak uydururken özünü kaybetmemekle de mümkün. Ayşe Betül’ün bugüne kadar attığı adımlar, verdiği mücadele ve geleceğe dair hedefleri, önümüzdeki yıllarda adını daha sık duyacağımızın önemli göstergelerinden biri.
İznik Gazetesi olarak sanatın farklı alanlarında emek veren isimleri siz değerli okurlarımızla buluşturmaya devam edeceğiz. Çünkü her başarılı sanatçının arkasında anlatılmayı bekleyen bir hikâye, sorulmayı bekleyen sorular ve ilham verecek bir yolculuk vardır.
Bir sonraki özel röportajımızda yeniden buluşmak dileğiyle…
