Bir gazeteci ve radyocu olarak yıllar içerisinde birbirinden değerli sanatçılarla tanışma, onların hikâyelerini dinleme ve kariyerlerine yakından bakma fırsatı buldum. Fakat bazı isimlerin hayatımda ayrı bir yeri var. Ümit Belen de benim için bu isimlerden biri.
Çünkü Ümit Belen’i yalnızca kamera karşısındaki oyunculuğuyla değil, yıllar içerisinde farklı alanlarda ortaya koyduğu emeğiyle tanıyorum. Sinema, televizyon ve seslendirme alanında kırk yılı aşan bir geçmişten söz ediyoruz. Üstelik bu uzun yolculuk içerisinde birbirinden oldukça farklı karakterlere hayat vermiş, farklı dönemlerin yapımlarında yer almış ve sesini de sanatının önemli bir parçası hâline getirmiş bir isimden bahsediyoruz.
Benim Ümit Belen’le olan bağım ise kariyerimin henüz çok başlarında başladı. 2018 yılında, henüz 20 yaşındayken kendisini radyo programıma konuk etme fırsatı bulmuştum. O dönem beni henüz tanımamasına rağmen programıma gelmiş ve yaklaşık iki saat boyunca sanat hayatını, deneyimlerini ve mesleğe dair düşüncelerini benimle paylaşmıştı. Benim için o günün değeri bugün bile ayrı. Çünkü kariyerimin başındaki bir radyocu olarak karşımdaki kişinin bana gösterdiği güveni ve samimiyeti unutmadım. Bu nedenle Ümit Belen’i bugün yalnızca bir sanatçı olarak değil, mesleki anlamda saygı duyduğum bir ağabey olarak da görüyorum.
1984’TE BAŞLAYAN BİR OYUNCULUK HİKÂYESİ
Ümit Belen’in sanat yolculuğu 1984 yılında başladı. İlk oyunculuk deneyimini, yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın yaptığı ve senaryosunu Murathan Mungan’ın kaleme aldığı Dağınık Yatak filmiyle yaşadı.
Bu ilk adımın ardından sinema çalışmalarına devam etti. Ölüm Yolu, Yalnızlık Bir Şarkıdır, Kızın Adı Fatma, Çocukların Günahı Ne?, Büyük, Yarın Bir Başka Gündür gibi yapımlarda rol aldı. Sinema kariyerinin ilk yılları, onun kamera karşısındaki oyunculuğunu geliştirdiği ve farklı karakterleri deneyimlediği önemli bir dönem oldu.
Ancak Ümit Belen’in kariyerini yalnızca yapım isimlerini sıralayarak anlatmak bana doğru gelmiyor. Çünkü onun meslek hayatında bazı projeler, yalnızca bir filmografide yer alan işler olmanın ötesine geçiyor. Belen’in de kendi mesleki yolculuğunda önem verdiği, oyunculuk açısından kendisine farklı deneyimler kazandıran roller bulunuyor.
Bunların başında Dişi Kurt geliyor.
FATMA GİRİK’LE AYNI KAREDE: DİŞİ KURT
1987 yılında Osman F. Seden’in yönettiği Dişi Kurt, Ümit Belen’in oyunculuk hayatında önemli bir yere sahip çalışmalardan biri. Filmde Belen, Türk sinemasının önemli isimlerinden Fatma Girik ile birlikte kamera karşısına geçti ve Erdal karakterini canlandırdı.
Ümit Belen açısından bu yapımın değerini yalnızca Fatma Girik gibi Türk sinemasında çok önemli bir yere sahip bir isimle aynı projede yer alması üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Kariyerinin henüz erken dönemlerinde olan genç bir oyuncunun, deneyimli bir sinema ekibi içerisinde çalışması ve böyle bir yapımın parçası olması, onun oyunculuk yolculuğunda önemli bir deneyim alanı oluşturdu.
Üstelik bu dönemde Belen’in önünde daha uzun yıllar sürecek bir meslek hayatı vardı. Bugünden geriye dönüp baktığımızda Dişi Kurt, onun oyunculuk geçmişindeki önemli kilometre taşlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.
BEHİYE: ÜMİT BELEN’İN ÖZEL YER VERDİĞİ ROLLERDEN BİRİ
1990 yılında Osman F. Seden tarafından TRT için hazırlanan Behiye de Ümit Belen’in kariyerinde özellikle üzerinde durulması gereken yapımlardan biri.
Memduh Şevket Esendal’ın eserinden uyarlanan yapımda Belen, Adnan karakterini canlandırdı. Nilgün Akçaoğlu, Yaman Okay, Selma Sonat ve Hakkı Kıvanç gibi isimlerle aynı kadroda yer aldı.
Dönemin TV’de 7 Gün arşivinde yer alan bir haberde de Behiyenin TRT adına çekildiği ve Ümit Belen’in başroller arasında bulunduğu belirtiliyor. Aynı dönemde Belen’in kendisi de Behiye ve Sümbülteber çalışmalarının kariyerinde ayrı bir yeri olduğunu, özellikle Behiye’deki Adnan rolünü kendisine çok uygun bulduğunu ve Osman Seden’le iyi bir çalışma gerçekleştirdiklerini ifade etmişti.
Bu ayrıntı bence oldukça önemli. Çünkü bir oyuncunun kariyerindeki bazı roller, dışarıdan bakıldığında yalnızca filmografideki bir başlık gibi görünebilir. Fakat oyuncunun kendi açısından baktığımızda o rolün mesleki bir karşılığı, bir öğrenme süreci ve özel bir anlamı olabilir. Behiye de Ümit Belen’in kariyerinde böyle bir yere sahip.
1993: BARIŞTA SAVAŞANLAR
1993 yılına geldiğimizde ise Ümit Belen’i Barışta Savaşanlar adlı televizyon dizisinin kadrosunda görüyoruz. Dizinin oyuncuları arasında Hakan Ural, Şoray Uzun, Semra Dinçer ve Ümit Belen gibi isimler yer alıyordu.
1990’lı yıllar Türk televizyonunun giderek daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşmaya başladığı, televizyon yapımlarının oyuncular açısından da önemli bir çalışma alanına dönüştüğü bir dönemdi. Belen’in bu dönemde farklı sinema ve televizyon projelerinde yer alması, kariyerinin yalnızca tek bir alana bağlı kalmadan ilerlediğini gösteriyor.
Nitekim Ümit Belen’in filmografisine baktığımızda 1980’lerin ortasından 1990’lara kadar uzanan dönemde sinema filmleri, televizyon filmleri ve diziler arasında devam eden istikrarlı bir oyunculuk çalışması görüyoruz.
TELEVİZYONDA FARKLI DÖNEMLER, FARKLI KARAKTERLER
Ümit Belen’in televizyon kariyeri ilerleyen yıllarda da farklı yapımlarla devam etti. Gizli Aşk, Erguvan Yılları, Seni Yaşatacağım, Büyük Yalan, Genco, Küçük Kadınlar, Lale Devri gibi farklı dönemlerin dizilerinde rol aldı.
Fakat onun televizyon kariyerinde geniş izleyici kitlesi açısından ayrıca dikkat çeken çalışmalardan biri kuşkusuz Kurtlar Vadisi Pusu oldu.
Belen, dizide Mr. Key karakterini canlandırdı. Mr. Key, dizinin hikâyesinde Armageddon Timi’nin lideri olarak önemli bir tehdit unsuru şeklinde konumlandırılmıştı. Karakterin özellikle ilerleyen bölümlerde hikâyenin gerilimini artıran hamleleri, dizinin önemli çatışma noktalarından birini oluşturdu. Kanal D’nin bölüm arşivinde de Mr. Key’in 232. bölümde planlarını devreye sokmaya başlayan önemli karakterlerden biri olarak yer aldığı görülüyor.
Burada önemli olan nokta şu: Kurtlar Vadisi Pusu, döneminin geniş izleyici kitlesine ulaşan ve popüler kültürde ciddi bir görünürlüğe sahip dizilerinden biriydi. Dolayısıyla Mr. Key karakteri de Ümit Belen’in daha geniş bir televizyon izleyicisi tarafından tanınmasında etkili olan rollerinden biri hâline geldi.
Belen’in daha önce ve daha sonra canlandırdığı birçok farklı karakter bulunmasına rağmen Mr. Key, dizinin popülerliği sayesinde izleyicinin hafızasında daha belirgin bir yer edinen rollerinden biri oldu.
EŞKIYA DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ’DA SAM
Ümit Belen’in yakın dönem televizyon çalışmalarında dikkat çeken rollerden biri de Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisindeki Sam karakteri.
Belen, dizinin 95-107. bölümleri arasında Sam karakterini canlandırdı. Karakter, hikâyede Çakırbeyliler’in karşısında yer alan ve CIA bağlantısıyla öne çıkan önemli isimlerden biri olarak işlendi.
Bu rol de Belen’in farklı karakterlere uyum sağlayabilen oyunculuk yapısının başka bir örneği. Çünkü kariyeri boyunca yalnızca tek tip karakterlere bağlı kalmadı. Farklı dönemlerde farklı dünyalara ait karakterler oynadı ve her projede kendi oyunculuk birikiminden başka bir tarafı ortaya çıkardı.
Sonraki yıllarda Çukur, Menajerimi Ara, Kuruluş: Osman ve Hayaller ve Hayatlar gibi yapımlarda da farklı karakterlerle izleyici karşısına çıktı. Özellikle Kuruluş: Osman dizisinde canlandırdığı II. Andronikos karakteri, tarihî bir kişiliği ekrana taşıdığı çalışmalarından biri oldu.
TARİHÎ KARAKTERLERLE EKRANDA
Oyunculuk kariyerinin ilerleyen dönemlerinde Ümit Belen’in farklı bir oyunculuk alanına daha sık yöneldiğini görüyoruz. Tarihî dönemleri konu alan yapımlarda yer almak, oyuncudan yalnızca karakteri oynamasını değil, dönemin atmosferini ve karakterin dünyasını da doğru şekilde yansıtmasını gerektiriyor.
Belen, Kuruluş: Osman dizisinde II. Andronikos karakteriyle, daha sonra Mehmed: Fetihler Sultanı yapımında Durad Brankovic karakteriyle izleyici karşısına çıktı.
Bu roller, onun yıllar içerisinde yalnızca günümüz hikâyelerindeki karakterlerle değil, tarihî atmosfer içerisinde geçen yapımlarla da çalışma fırsatı bulduğunu gösteriyor.
BİR DE MİKROFONUN ARKASINDAKİ ÜMİT BELEN VAR
Ümit Belen’in sanat hayatını özel kılan noktalardan biri de oyunculuğunun yanında güçlü bir seslendirme geçmişine sahip olması.
Kamera karşısında bir karakteri beden dili, mimikleri ve oyunculuğuyla ortaya koyan bir sanatçının, mikrofon başına geçtiğinde yalnızca sesiyle aynı etkiyi yaratması bambaşka bir uzmanlık gerektiriyor.
Belen’in seslendirme kariyeri de bu nedenle oyunculuk geçmişinin önemli parçalarından biri.
Örümcek-Adam 3, Tomb Raider, Dumbo, Geliş, Logan ve Lego Batman Filmi gibi farklı yapımlarda seslendirme çalışmaları bulunan Belen, yıllar içerisinde yalnızca oyuncu olarak değil, sesiyle de farklı karakterlere hayat verdi.
Seslendirme sanatçılığının en güzel taraflarından biri de aslında görünmeden iz bırakabilmek. İzleyici bazen ekrandaki oyuncuyu hatırlıyor fakat o karakterin Türkçe sesini kimin verdiğini bilmiyor. Oysa seslendirme sanatçısı, karakterin izleyiciyle kurduğu bağın en önemli parçalarından birini oluşturuyor.
Ümit Belen’in uzun yıllara yayılan seslendirme çalışmaları da bu açıdan değerlendirilmeli. Onu yalnızca kamera karşısında gördüğümüz roller üzerinden değil, mikrofon başında verdiği emek üzerinden de tanımak gerekiyor.
KIRK YILI AŞAN BİR MESLEK HİKÂYESİ
1984 yılında başlayan bu yolculuğun üzerinden kırk yılı aşkın zaman geçti.
Bu süre içerisinde sinema filmleri, televizyon filmleri, diziler, tarihî yapımlar, farklı türlerde karakterler ve seslendirme çalışmaları geldi. Bir oyuncunun bu kadar uzun süre sektörün içerisinde kalabilmesi elbette yalnızca görünür olmakla açıklanabilecek bir şey değil.
Mesleğin değişen koşullarına ayak uydurmak, farklı karakterlere hazırlanmak, farklı yönetmenlerle ve oyuncularla çalışmak, yıllar içerisinde kendini yenilemek gerekiyor.
Ümit Belen’in kariyerine baktığımda benim gördüğüm en önemli noktalardan biri de bu çeşitlilik.
Bir dönem Fatma Girik’le aynı filmde yer alan genç bir oyuncu, başka bir dönemde Osman Seden’in yönettiği Behiyede Adnan karakterini canlandırıyor. 1990’larda televizyon yapımlarında yer alıyor, ilerleyen yıllarda popüler dizilerde farklı karakterlerle izleyici karşısına çıkıyor. Kurtlar Vadisi Pusuda Mr. Key, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmazda Sam gibi karakterlerle daha geniş televizyon izleyicilerine ulaşıyor. Ardından tarihî yapımlarda farklı karakterlere hayat vermeye devam ediyor.
Bütün bunların yanında sesiyle de başka oyuncuların ve karakterlerin dünyasına eşlik ediyor.
Bence uzun bir sanat kariyerini değerli kılan şey tam olarak burada başlıyor.
BENİM İÇİN ÜMİT BELEN
Ben Ümit Belen’i anlatırken yalnızca filmografisinden söz etmek istemiyorum. Çünkü benim için kendisinin anlamı, 2018 yılında yaşadığımız o radyo programıyla da bağlantılı.
Henüz 20 yaşındaydım ve mesleğe yeni yeni tutunmaya çalışıyordum. O gün karşıma yıllardır bu sektörün içinde olan, sinemayı, televizyonu ve seslendirmeyi bilen bir sanatçı çıktı. Üstelik beni o dönemde tanımamasına rağmen programıma geldi ve yaklaşık iki saat boyunca benimle sohbet etti.
Bugün geriye dönüp baktığımda, kariyerimin ilk dönemlerinde böyle bir ismin bana zaman ayırmasının ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum.
Gazetecilik ve radyoculuk yolculuğunda insanın karşısına birçok isim çıkıyor. Fakat bazı karşılaşmaların etkisi yıllar geçse de kaybolmuyor.
Ümit Belen de benim için böyle bir isim.
Onun kariyerine bugün baktığımda 1984’ten bugüne uzanan uzun bir oyunculuk hikâyesi görüyorum. Ama bunun yanında, mesleğine yıllarını vermiş bir sanatçının deneyimini ve farklı alanlarda üretmeye devam etmesini de görüyorum.
SON SÖZ
Ümit Belen’in hikâyesi bana göre yalnızca bir oyuncunun filmografisinden ibaret değil. Bu hikâyede sinema var, televizyon var, seslendirme var ve kırk yılı aşan bir meslek disiplini var.
Dağınık Yatak ile başlayan yolculuk; Dişi Kurt, Behiye, Barışta Savaşanlar, birbirinden farklı televizyon dizileri, Kurtlar Vadisi Pusudaki Mr. Key, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmazdaki Sam ve daha nice karakterle bugüne kadar uzandı.
Benim açımdan ise bu uzun hikâyenin ayrı bir tarafı daha var. Kariyerimin henüz başında olduğum bir dönemde bana zaman ayıran, beni tanımadığı hâlde programıma konuk olan ve mesleki deneyimlerini benimle paylaşan bir ağabey olarak Ümit Belen’in yeri her zaman farklı olacak.
Bir gazeteci olarak kendisini anlatırken yalnızca oynadığı rolleri değil, yıllar içerisinde oluşturduğu mesleki birikimi de hatırlatmak istedim.
Çünkü bazı sanatçıların kariyerlerine baktığınızda yalnızca bugünü değil, geride bıraktıkları uzun yolu da görürsünüz.
Ümit Belen’in hikâyesi de tam olarak böyle bir hikâye.
