Sanat yolculuklarının en güzel yanı, aynı isimlerle farklı duraklarda yeniden buluşabilmektir. Yaklaşık iki yıl önce İznik Gazetesi sayfalarında sevgili Zeynep Reyhan Keskin ile tiyatroya, oyunculuğa ve sanatın dönüştürücü gücüne dair keyifli bir sohbet gerçekleştirmiştik. O gün, sahneye duyduğu tutkuyu ve oyunculuğa bakışını büyük bir samimiyetle anlatmış, sanatın yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olduğunu dile getirmişti.
Bugün ise yeniden bir aradayız. Ancak bu kez sahnenin perdeleri değil, sinema salonlarının büyük beyaz perdesi açılıyor. Zeynep Reyhan Keskin, merakla beklenen Tempus filminde başrol oyuncularından biri olarak izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Zaman, gizem ve insan psikolojisini bir araya getiren bu iddialı yapım, yalnızca hikâyesiyle değil, oyuncu kadrosuyla da dikkat çekiyor.
Bir gazeteci için en güzel duygulardan biri, daha önce söyleşisine konuk ettiği bir sanatçının kariyerindeki yeni adımlarına tanıklık edebilmektir. İlk röportajımızdan bu yana geçen süreçte Zeynep Reyhan Keskin’in sanat yolculuğunu ilgiyle takip ettim. Bugün ise kendisiyle, hem Tempus’u hem de oyunculuk serüveninde geldiği yeni noktayı konuşuyoruz.
İznik Gazetesi okurları için hazırladığımız bu özel röportajda; filmin perde arkasından oyunculuğun görünmeyen yönlerine, karakter analizlerinden kariyer planlarına kadar birçok farklı konuya değindik. Kimi zaman düşündüren, kimi zaman gülümseten ama çoğu zaman da oyunculuğun derinliklerine inen bu sohbeti keyifle okuyacağınıza inanıyorum.
Keyifli okumalar.
İki yıl önce İznik Gazetesi’nde tiyatro sahnesindeki yolculuğunuzu konuşmuştuk. Bugün ise sizi “Tempus” gibi iddialı bir sinema filminde başrollerden biri olarak görüyoruz. O günkü Zeynep Reyhan Keskin ile bugünkü Zeynep Reyhan Keskin arasında sizce en büyük fark nedir?
Evet, iki yıl önce yaptığımız sohbetten belki hatırlarsınız; benim oyunculuk yolculuğum çok küçük yaşlarda başladı. Oyunculuk gerçekten derya deniz bir meslek. Her geçen gün yeni bir şey öğreniyor, kendinizi geliştiriyor ve dönüşüyorsunuz. Ben de kariyerim için elimden geleni yapmaya, öğrenmeye ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum.
Konservatuvardan mezun olduktan sonra İstanbul’a geldim ve yaklaşık beş buçuk yıldır buradayım. Bu süreçte bir yandan hayatın telaşı içinde kendi ayaklarımın üzerinde durmaya, bir yandan da mesleğimde kendime bir yol açmaya çalıştım.
Şimdi ilk uzun metraj sinema filmimde dört ana rolden birini üstlenmiş olmak benim için gerçekten çok heyecan verici. Kendimi hâlâ yolun başında hissediyorum ama geriye dönüp baktığımda, iki yıl önceki Zeynep’ten daha deneyimli, kendini daha iyi tanıyan ve ne istediğini daha iyi bilen bir Zeynep görüyorum.
Tempus, yalnızca bir gerilim filmi değil; zaman, insanlık ve seçimler üzerine kurulu bir hikâye anlatıyor. Senaryoyu ilk okuduğunuzda sizi en çok etkileyen şey hikâyenin kendisi miydi, yoksa canlandıracağınız karakter miydi?
Senaryoyu ilk okuduğumda, filmi çektiğimiz dönemde oldukça popüler olan “Atiye” projesini anımsattı bana. Ayla karakterini okurken de kıymetli oyuncu Beren Saat’in canlandırdığı Atiye karakteriyle yer yer bir yakınlık kurmuştum. Özellikle hikâyenin zaman kavramı üzerinden farklı bir dünya kurması, projeye dair ilgimi artıran unsurlardan biriydi.
Türkiye’de bu tür, farklı dünyalar kuran ve izleyiciyi düşünmeye yönelten yapımların çoğalmasını temenni ediyorum.
Canlandırdığınız karakter size hiç “Ben olsam bu kararı vermezdim.” dedirtti mi? Eğer evet ise, oyuncu olarak karakterinizi yargılamadan onu savunmayı nasıl başardınız?
Oyunculuk eğitiminde “rolü aklama” diye bir kavram vardır. Örneğin kötü bir karakteri canlandırıyorsanız, onu yargılamak yerine neden, nasıl ve hangi koşullar altında o tercihleri yaptığını anlamaya çalışırsınız. Karakterle empati kurup onun gerçekliğini bulduğunuzda, sizin vermeyeceğiniz kararları bile onun dünyasının içinden savunabilir hâle gelirsiniz.
Tempus, 2022 yılında çekildi ve benim ilk uzun metraj film tecrübemdi. Ortaya çıkan işi ben de seyirciyle birlikte göreceğim ama Ayla’yı anlamak ve onun dünyasına girmek konusunda çok düşündüm, çok çalıştım. Umarım seyircide de güzel bir karşılığı olur.
Bir oyuncunun gerçekten başarılı olması için karakterini sevmesi mi gerekir, yoksa karakterinden nefret etse bile onu inandırıcı şekilde yaşatabilmesi mi? Siz hangi taraftasınız?
Bir önceki soruya verdiğim cevaba biraz benzeyecek ama benim için en önemli kelime “anlamak”. Çünkü anlamadan anlatamayız. Bir oyuncunun karakterini sevmesi ya da onun seçimlerine katılması şart değil; ama onu gerçekten anlaması gerektiğine inanıyorum.
Bir de oyunculuk, bence aşkla yapılabilecek bir meslek. Hele ki günümüz şartlarında… O aşk yoksa bütün zorluklarına rağmen devam etmek pek mümkün değil. O yüzden karakteri sevmek şart değil belki ama oyunculuğu sevmek, tutkuyla bağlı olmak, hatta ona âşık olmak şart. 🙂
Tempus’un merkezinde zamanın büküldüğü gizemli bir dünya var. Eğer gerçek hayatta size geçmişe dönme ya da geleceği görme şansı verilseydi, hangisini seçerdiniz?
Aslında karakterim zamanda yolculuk yapabilen bir kız ve gerçek hayatta da böyle bir yeteneğe sahip olmayı çok isterdim. Bir bakıma zihnimizle zaten zamanda yolculuk yapıyoruz; geçmişe dönüp yaşadıklarımızı yeniden değerlendiriyor, geleceği ise hayal gücümüzle şekillendiriyoruz. Ama bunun gerçekten mümkün olduğunu düşünmek bile heyecan verici.
Sanırım böyle bir şansım olsaydı geleceği görmek isterdim. Özellikle de 100 yıl sonra dünyanın nasıl bir yer olacağını, insanlığın ve teknolojinin bizi nereye taşıyacağını çok merak ediyorum. Belki de o yolculuk, bugünü daha bilinçli yaşamamı sağlayacak cevaplar verirdi.
Bu film size oyunculuk anlamında en çok ne öğretti?
Bu filmin benim için çok özel bir yeri var çünkü ilk uzun metraj sinema filmim. Tiyatroya çok küçük yaşlarda başladım. Konservatuvar eğitimimin ardından festival filmlerinde, reklam projelerinde ve birkaç mini dizide yer aldım. Ancak sinemanın dinamiği gerçekten bambaşkaymış. Uzun metraj bir filmin parçası olmanın heyecanını ve sorumluluğunu Tempus ile deneyimledim.
Bu süreç benim için adeta bir okul gibiydi. Özellikle yönetmenimiz Evren Özgür’den kamera önü oyunculuğuna dair çok kıymetli şeyler öğrendim. Birlikte çalıştığım değerli rol arkadaşlarım Halil İbrahim Kalaycıoğlu, Melda Arat ve Şehmus Kartal da her an destek oldular. Böyle uyumlu ve paylaşımcı bir ekiple çalışmak hem oyunculuğumu geliştirdi hem de bana ekip ruhunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Tempus, bana oyunculuk yolculuğumda unutamayacağım çok değerli bir deneyim kazandırdı.
Oyuncular bazen bir karakteri oynarken onun psikolojisini eve de taşır. Tempus çekimleri sırasında bunu yaşadınız mı?
Tempus’un çekimleri Gaziantep’te gerçekleşti ve ilk uzun metraj filmimin şehir dışında olması benim için farklı bir deneyimdi. Bilmediğim bir şehirde, alıştığım konfor alanından uzakta olduğum için zaman zaman kendimi savunmasız hissettiğim anlar oldu. Ancak karakterimi çalışırken duygularımı onun psikolojisinden ayırabildiğimi ve sürece olabildiğince profesyonel yaklaşabildiğimi düşünüyorum.
Tiyatro disiplininden gelen bir oyuncusunuz. Sizce kamera en çok hangi oyuncunun açığını ortaya çıkarır?
“Oynamadan oynamak” gerçekten zor bir şey. Tiyatro daha büyük bir oyunculuğu kaldırabiliyor ama kamera bunu her zaman kabul etmiyor. Mesela ben günlük hayatımda da jest ve mimiklerimi çok kullanan biriyim; kamerada ise bazen sadece durup bakmanız yetiyor. Özellikle uzun süre tiyatro, hele ki çocuk oyunu oynadığınızda, sahnede edindiğiniz bazı alışkanlıkları kamera karşısında törpülemeniz gerekebiliyor.
Teknik öğrenilebilir, tecrübeyle de gelişir ama kamera samimiyetsizliği bence affetmez. Bu yüzden oyuncunun kendini sürekli geliştirmesi çok kıymetli. Hem kendi adıma hem de bu mesleği yapan tüm meslektaşlarım adına, meslek hayatımız boyunca bizi geliştirecek projelerde yer alma ve ustalarla çalışma fırsatımızın bol olmasını diliyorum.
Tempus vizyona girdikten sonra seyircilerin karakteriniz hakkında ikiye bölünmesini ister misiniz?
Aslında hiç böyle bir düşüncem olmadı. Ama şunu söyleyebilirim; tartışılan karakter, yaşayan karakterdir. Seyircide farklı duygular ve soru işaretleri bırakabiliyorsa bir karşılık bulmuş demektir. Umarım biz de Ayla’yı yaşatabilmişizdir.
Sektörde “başrol oyuncusu” olmak gerçekten bir hedef mi?
Nasıl anlatsam bilemedim ama biz oyuncular kendi aramızda bazen “karakter oyuncusu” ve “tip oyuncusu” diye kaba bir ayrım yaparız. Karakter oyuncuları, birbirinden çok farklı rollere bürünebilen ve her karakterde başka bir tarafını gösterebilen oyunculardır. Tip oyunculuğunda ise oyuncuyu daha çok belirli kalıplarda görürüz; örneğin hep kötü kadın ya da hep yakışıklı, zengin erkek gibi.
Benim için başrol olmaktan ziyade, farklı karakterlere hayat verebilen bir oyuncu olabilmek daha büyük bir hedef. Umarım meslek hayatım boyunca bir karakter oyuncusu olarak gelişebilirim. Tabii hikâyeye gerçekten hizmet eden, derinliği ve dönüşümü olan güçlü bir rolü oynamayı kim istemez ki? 🙂
Bugüne kadar oynadığınız karakterler arasında sizi en çok değiştiren karakter Tempus’taki rolünüz mü oldu?
Ayla için beni değiştiren bir rol diyemem. Ama daha önce de söylediğim gibi Tempus, benim ilk uzun metraj sinema filmim olduğu için yeri her zaman ayrı olacak. Bugüne kadar canlandırdığım her karakter bana bir şey kattı ve beni oyuncu olarak geliştirdi. Zaten oyunculuğun en sevdiğim taraflarından biri de bu; her yeni iş, her yeni karakter yeni bir başlangıç. Sonsuz bir eğitim alanı sunan bir mesleğim var. 🙂
Sosyal medyada görünür olmak günümüz oyunculuğunun bir parçası hâline geldi. Sizce bugün yetenek mi daha belirleyici, yoksa görünürlük mü?
Popüler kültürün zaman zaman sanatsal değerlerle çatıştığını düşünüyorum. Oyunculuğa gerçekten sanatına gönül vererek yaklaşanlarla, yalnızca şöhret ya da maddi getirisi üzerinden bakanların motivasyonu elbette aynı değil. Sosyal medya ve görünürlük bugün mesleğimizin bir parçası, bunu yok sayamayız. Görünürlük size bazı kapılar açabilir ama o kapıdan girdikten sonra sizi orada tutacak olan şey yeteneğiniz, emeğiniz ve kendinizi ne kadar geliştirdiğinizdir. Benim için asıl kıymetli olan da oyunculuğun sanatsal değerinin farkında olarak bu mesleği sürdürebilmek.
Tempus kariyerinizde önemli bir dönüm noktası olursa, bunun beraberinde getireceği sorumluluğa hazır mısınız?
Mesleğimin getireceği her türlü sorumluluğa kendimi hazırlamaya çalışıyorum. Tempus böyle bir dönüm noktası olursa elbette çok mutlu olurum. Oyunculukta her yeni işin, beni bir önceki hâlimden daha ileriye taşıyan yeni bir deneyim olduğuna inanıyorum. Bakalım hayat bize neler getirecek. 🙂
Son olarak yıllar sonra insanlar sizi tek bir rolle hatırlayacak olsa bunun Tempus olmasını ister misiniz?
Tempus’un benim asla unutmayacağım bir proje olduğu kesin. Ama bir oyuncu olarak en büyük umudum, seyircinin beni tek bir rolle değil, yıllar boyunca hayat verdiğim farklı karakterlerle hatırlaması. Çünkü bence bir oyuncu için en kıymetlisi, canlandırdığı karakterlerin iz bırakmasının yanı sıra kendi oyunculuk kimliğiyle de hafızada kalabilmek. Tek bir rolle özdeşleşmektense, her yeni karakterde başka bir yönünü gösterebilmek bana çok daha değerli geliyor.
Röportajımızın sonuna gelirken bir kez daha görüyoruz ki oyunculuk, yalnızca ezberlenen repliklerden ya da kamera karşısında geçirilen saatlerden ibaret değil. Her karakter, oyuncunun hayatına yeni bir deneyim, yeni bir bakış açısı ve bazen de yeni sorular bırakıyor. Tempus da Zeynep Reyhan Keskin için tam olarak böyle bir yolculuğun parçası gibi görünüyor.
Yaklaşık iki yıl önce tiyatro sahnesindeki heyecanını konuştuğumuz Zeynep’i bugün beyazperdede çok daha farklı bir noktada görmek, bir gazeteci olarak beni ayrıca mutlu ediyor. Sanat yolculuğunun her yeni adımında aynı heyecanı koruması ve üretmeye devam etmesi, kariyerinin en değerli yanlarından biri.
Bu samimi sohbet için sevgili Zeynep Reyhan Keskin’e içten teşekkür ediyorum. Yoğun çekim ve tanıtım süreci içerisinde vakit ayırarak İznik Gazetesi okurlarıyla yeniden buluşması bizler için büyük bir mutluluk oldu.
Tempus’un izleyicisi bol, yolu açık olsun. Umuyorum ki bu film, yalnızca seyircilerin hafızasında yer eden bir yapım olmakla kalmaz; aynı zamanda Zeynep Reyhan Keskin’in başarılı kariyerinde unutulmayacak önemli duraklardan biri olarak anılır.
Yeni röportajlarda ve yeni sanat yolculuklarında yeniden buluşmak dileğiyle…
