DENİZ SUJANA: KAYITLAR BİTER, GÜZEL İNSANLAR KALIR

0

Gazetecilik yaptığım yıllar boyunca birbirinden farklı insanlarla tanışma fırsatı buldum. Kimiyle yalnızca bir röportaj süresince aynı masayı paylaştım, kimiyle bir haber vesilesiyle tanıştım, kimiyle ise zaman içerisinde yeniden yollarımız kesişti. Her insanın hayatınızda bıraktığı iz aynı olmuyor. Bazı tanışıklıklar mesleki sınırlar içerisinde kalırken, bazıları zamanla samimiyete, güvene ve güzel bir dostluğa dönüşüyor.

Bugün Deniz Sujana hakkında yazarken benim için en zor taraf da bu. Çünkü Deniz’i yalnızca kariyeri üzerinden anlatmak istemiyorum. Elbette onun müzik dünyasındaki yerinden, seslendirme çalışmalarından, Disney projelerinden, Ezginin Günlüğü döneminden, müzik lokalizasyonundan ve bugün yaptığı stüdyo çalışmalarından söz edeceğim. Bunların hepsi onun hayatının önemli parçaları. Ancak benim Deniz’i tanıma biçimim, onun özgeçmişindeki satırlardan biraz daha farklı.

Ben Deniz’i önce gazeteci olarak tanıdım. Sonrasında ise onu yalnızca birlikte iş yaptığım bir insan değil, zaman içerisinde bana bir abla sıcaklığı hissettiren çok değerli bir insan olarak görmeye başladım.

Bu nedenle bu yazı, bir sanatçı biyografisinden çok daha fazlası olacak.

Çünkü bazen bir insanın kariyerini anlatırken, o kariyerin arkasındaki insanı da anlatmak gerekiyor.

 

Deniz Sujana’nın hayat hikâyesine baktığımızda müziğin onun için sonradan seçilmiş bir meslek olmadığını görüyoruz. Almanya’nın Homburg kentinde dünyaya gelen Deniz, çocukluk yıllarından itibaren müzikle ilgilenmeye başladı. Okul döneminde çeşitli gruplarda şarkı söyledi, lise yıllarında müzik yarışmalarına katıldı ve bu alandaki ilgisini giderek profesyonel bir hedefe dönüştürdü.

Ancak onun hikâyesi klasik bir konservatuvar eğitimi üzerinden ilerlemedi. Ailesinin yaklaşımı nedeniyle konservatuvar eğitimi alamayan Deniz, İstanbul Üniversitesi’nde Alman Dili ve Edebiyatı eğitimi aldı ve 2009 yılında mezun oldu. Bu tercih, müziğin hayatından çıktığı anlamına gelmedi. Tam tersine, üniversite yıllarında da müzik çalışmalarını sürdürdü.

Bence Deniz’in hayatındaki en önemli özelliklerden biri burada ortaya çıkıyor. İstediğiniz bir şeyin önüne engel çıktığında, o hayalden vazgeçmek yerine başka yollar aramak kolay değil. Deniz bunu yapmış. Edebiyat eğitimi alırken müziği bırakmamış ve yıllar içerisinde iki farklı alanın kendisine kazandırdığı birikimi bir araya getirmiş.

Bu durum, ilerleyen yıllarda yaptığı işlere bakıldığında daha da anlamlı hale geliyor.

Çünkü Deniz sadece şarkı söyleyen bir sanatçı olmadı. Dil, söz, müzik, yorum, karakter ve kayıt teknolojisini bir araya getiren bir mesleki çizgi oluşturdu.

 

Deniz’in kariyerinde 2010 yılı önemli bir dönüm noktası. İstanbul’daki İmaj Stüdyoları ekibinden Selim Atakan tarafından keşfedilmesinin ardından Disney projelerinde çalışmaya başladı. Kendi anlatımına göre Disney filmlerinde şarkı söylemek çocukluk hayallerinden biriydi. Yıllar sonra bu hayalin gerçek olması, onun kariyerindeki en özel dönüm noktalarından biri oldu.

Ardından Türkiye’de milyonlarca insanın duyduğu bir ses haline geldi.

Anna.

Karlar Ülkesi ve Karlar Ülkesi II filmlerinde Anna’nın Türkçe şarkılarını Deniz Sujana seslendirdi. Karakterin konuşma sesi farklı bir sanatçı tarafından seslendirilirken, şarkılarda duyduğumuz vokal Deniz’e aitti.

Bu noktada Deniz’in kariyerinde önemli bir ayrıntıyı özellikle vurgulamak gerekiyor. Bir animasyon karakterinin şarkılarını seslendirmek, yalnızca iyi şarkı söylemekten ibaret değil. Karakterin duygusunu anlamanız, sözlerin Türkçe yapısına uyum sağlamanız, melodiyi korumanız ve performansınızı karakterin dünyasına göre şekillendirmeniz gerekiyor.

Deniz’in kariyerinin ilerleyen dönemlerinde müzik lokalizasyonuna yönelmesi de aslında bu deneyimin devamı niteliğinde.

Frozen ile tanınan bir ses, zaman içerisinde başka sanatçıların ve karakterlerin seslerinin oluşum sürecinde de görev alan bir profesyonele dönüşüyor.

 

Deniz Sujana denildiğinde birçok kişinin aklına ilk olarak Anna’nın sesi geliyor. Bunun anlaşılır bir tarafı var. Frozen, dünya çapında büyük bir izleyici kitlesine ulaşan ve Türkiye’de de oldukça sevilen bir yapım.

Ancak Deniz’in kariyerini biraz daha yakından incelediğinizde, Anna’nın aslında uzun bir yolculuğun yalnızca önemli bir bölümünü temsil ettiğini görüyorsunuz.

Kendi proje arşivinde Disney, Netflix, DreamWorks, Warner Bros., Paramount, Amazon, BBC ve farklı uluslararası yapımlara ait çok sayıda çalışma bulunuyor. Frozen, Frozen II, Tangled, Brave, Cinderella 2, Winnie the Pooh, Pirates of the Caribbean 4, Tinker Bell ve The Smurfs 2 gibi projelerde vokal çalışmalarına yer verilirken, ilerleyen yıllarda farklı animasyon ve dizi projelerinde de müzik lokalizasyonu ve vokal çalışmalarını sürdürdü.

Burada Deniz’in kariyerinin başka bir yönü ortaya çıkıyor.

O, zaman içerisinde yalnızca mikrofonun önündeki kişi olmaktan çıktı.

Mikrofonun arkasındaki süreci de öğrenmeye başladı.

 

Deniz’in kariyerini benim açımdan ilginç kılan en önemli noktalardan biri de bu.

Birçok insan seslendirme sanatçısını yalnızca mikrofonun karşısında performans gösteren kişi olarak düşünür. Oysa profesyonel seslendirme ve müzik lokalizasyonu, bunun çok daha ötesinde bir çalışma gerektiriyor.

Deniz; vokal kayıt, vokal edit, müzik lokalizasyonu, vokal yönetmenliği ve çeşitli teknik düzenlemelerde görev aldı. Pro Tools ve Melodyne gibi profesyonel araçlarla kayıt ve vokal düzenleme süreçlerinde çalıştı.

Bir başka ifadeyle, yıllar içerisinde sesin yalnızca nasıl kullanılacağını değil, nasıl kaydedileceğini ve nasıl şekillendirileceğini de öğrendi.

Bu yüzden bugün yaptığı çalışmalara baktığınızda, geçmişteki bütün deneyimlerinin birbirini tamamladığını görüyorsunuz.

Müzik eğitimi yerine farklı bir üniversite eğitimi alması ona dil ve edebiyat altyapısı kazandırdı. Şarkıcılık kariyeri ona vokal deneyimi kazandırdı. Disney çalışmaları karakter ve müzik lokalizasyonu konusunda deneyim kazandırdı. Ezginin Günlüğü dönemi sahne ve grup müziği tecrübesi getirdi. Stüdyo çalışmaları ise bütün bunları teknik bir üretim alanında birleştirdi.

Bu nedenle Deniz’in kariyerine baktığımda, birbirinden bağımsız işler değil, yıllar içerisinde birbirini tamamlayan aşamalar görüyorum.

 

Deniz’in kariyerinin bir başka önemli bölümü ise Ezginin Günlüğü.

2017 yılında grubun solistlerinden biri olan Deniz, yaklaşık beş yıl boyunca grubun sahnesinde yer aldı. Ezginin Günlüğü gibi Türkiye’nin müzik tarihinde özel bir yere sahip olan bir grubun parçası olmak, onun kariyerindeki farklı bir deneyimdi.

2018 yılında yayımlanan Aşk Zamanı albümünde de Deniz’in vokali bulunuyor. Albüm, grubun uzun soluklu diskografisindeki önemli çalışmalardan biri olarak yerini aldı.

Bu dönemi önemli buluyorum çünkü Deniz burada farklı bir müzik dünyasının içerisinde yer aldı.

Disney projelerinde karakterlerin duygusunu şarkı üzerinden anlatırken, Ezginin Günlüğü’nde yıllardır dinleyicilerin hayatında yer etmiş şarkıları sahnede yorumladı.

İki alan birbirinden çok farklı görünse de ikisinin ortak noktası Deniz’in vokal gücü ve müziğe yaklaşımıydı.

 

Bugün Deniz’i yalnızca sahne ve seslendirme sanatçısı olarak değerlendirmek mümkün değil.

Kendi stüdyosu ve çalışmaları üzerinden ses üretiminin farklı alanlarında faaliyet gösteriyor. Suji Sound Production bünyesinde vokal kayıt, müzik lokalizasyonu, vokal düzenleme, video ve ses prodüksiyonu gibi farklı alanlarda çalışmalar yürütülüyor.

Deniz’in kariyerinin bu noktaya gelmesi bence tesadüf değil.

Yıllarca farklı stüdyolarda, farklı projelerde, farklı insanlarla çalışan bir sanatçı, sonunda bütün bu deneyimini kendi çalışma alanında bir araya getirmiş oluyor.

Bunun bana düşündürdüğü şey şu:

Deniz’in kariyeri aslında sürekli kendisini yeniden kurduğu bir kariyer.

Bir dönem şarkıcı.

Bir dönem seslendirme sanatçısı.

Bir dönem Ezginin Günlüğü vokalisti.

Bir dönem vokal kayıt teknisyeni.

Bir dönem lokalizasyon yönetmeni.

Bugün ise bütün bu deneyimleri bir arada kullanan bir stüdyo profesyoneli.

Bence asıl başarı burada.

Çünkü değişen sektörün içinde kendisini değiştirebilmek ve buna rağmen yaptığı işin özünü kaybetmemek kolay değil.

 

Şimdi biraz da Deniz ile benim hikâyeme dönelim.

Çünkü buraya kadar anlattığım bölüm Deniz’in kariyeri.

Bundan sonrası ise benim hayatımda Deniz’in yeri.

İlk tanışmamız İznik Gazetesi röportajıyla oldu.

O gün gazeteci olarak karşısındaydım. Sorularımı sordum, onun hayatını ve kariyerini dinledim. Röportajımızı hazırladık ve yayımladık.

Fakat zaman içerisinde Deniz’le iletişimimiz yalnızca o röportajla sınırlı kalmadı.

Bir gün aklımda bir podcast projesi oluştu.

Açıkçası oldukça heyecanlıydım.

Aklımda konuklar vardı. Nasıl bir format istediğimi biliyordum. Programın nasıl ilerlemesini istediğimi düşünmüştüm. Fakat bütün bunların yanında projenin gerçekleşebilmesi için uygun bir stüdyoya ihtiyacım vardı.

Aklıma Deniz geldi.

Onu aradım.

Projeyi anlattım.

Sonra da kendi stüdyosunda bu podcast kayıtlarını gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğimizi sordum.

Deniz’in yaklaşımı benim için çok değerliydi.

Bunu bir iş fırsatı gibi değerlendirmedi.

Benim heyecanımı gördü ve projeye destek oldu.

Böylece “Vural’la Stüdyo Sohbetleri”nin ilk kayıtlarını Deniz’in stüdyosunda gerçekleştirmeye başladık.

İlk etapta benim aklımda olan konukları ağırladık. Kayıtlar yaptık. Programın formatını oturtmaya çalıştık. Deniz de hem stüdyo tarafında hem de tecrübesiyle bize destek oldu.

Bugün dönüp baktığımda, o günlerde verilen desteğin benim için ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorum.

Çünkü yeni bir projeye başlarken insanın yanında kendisine inanan birinin olması çok değerli.

 

İşte bu noktada Deniz’le olan ilişkim benim için farklı bir yere geldi.

Ben Deniz’i artık yalnızca birlikte bir proje gerçekleştirdiğim bir insan olarak görmüyorum.

Onun sıcaklığı ve cana yakınlığı, zaman içerisinde bana kendisini bir abla gibi hissettirdi.

Bu, benim için önemli bir ifade.

Çünkü insan hayatında herkesin yeri farklı.

Kimi arkadaşınızdır.

Kimi meslektaşınızdır.

Kimi yalnızca iş yaptığınız bir insandır.

Ama bazı insanlar vardır; onlarla konuşurken aradaki resmi mesafe ortadan kalkar.

Deniz bana bunu hissettiren insanlardan biri.

Onunla konuşurken kendimi rahat hissediyorum.

Bir şey anlatırken çekinmiyorum.

Bir proje hakkında fikir konuşurken rahat davranabiliyorum.

Çünkü karşımdaki insanın beni dinlediğini ve destek olmak istediğini hissediyorum.

Bence bir insanın size verebileceği en güzel şeylerden biri de bu güven duygusu.

Deniz’in bana verdiği şeylerden biri de bu.

 

“Vural’la Stüdyo Sohbetleri” devam edecek.

Şu sıralar hem Deniz’in hem benim ciddi anlamda yoğunluğumuz var. Hayatın içerisinde yetiştirmemiz gereken işler, projeler ve sorumluluklar bulunuyor. Bu nedenle podcast çalışmalarımızı bir dönem biraz daha yavaş yürütmek zorunda kaldık.

Ama bunun geçici olduğunu biliyorum.

Çünkü o projenin benim için anlamı yalnızca bir podcast programı değil.

Aynı zamanda Deniz’in bana verdiği desteğin de bir parçası.

İlk kayıtları düşündüğümde yalnızca konukları veya programın içeriğini hatırlamıyorum.

Deniz’in desteğini de hatırlıyorum.

Bir projenin başlangıcında bana alan açmasını hatırlıyorum.

Ve bu yüzden o stüdyoda yeniden kayıt yapacağımız günü şimdiden güzel bir heyecanla bekliyorum.

 

Deniz Sujana’nın hayatını araştırırken insan ister istemez onun kariyerindeki kilometre taşlarını görüyor.

Çocuklukta başlayan müzik tutkusu…

Üniversite yılları…

Disney…

Anna…

Sayısız uluslararası yapım…

Müzik lokalizasyonu…

Vokal kayıt çalışmaları…

Ezginin Günlüğü…

Aşk Zamanı…

Kendi stüdyosu…

Ve bugün hâlâ devam eden üretimleri…

Bütün bunlar Deniz’in sanatçı tarafını anlatıyor.

Ama benim için Deniz’i anlatan başka bir taraf daha var.

İnsanlığı.

Çünkü kariyer ne kadar başarılı olursa olsun, insanın karşısındaki insana nasıl davrandığı her şeyden daha önemli.

Deniz’in bana bıraktığı en güzel iz, yaptığı büyük işlerden önce bana hissettirdiği samimiyet.

İlk röportajımızdan bugüne kadar geçen zamanda bunu daha iyi anladım.

Bugün kendisine baktığımda yalnızca başarılı bir sanatçı görmüyorum.

İşini seven, üretmeye devam eden, kendisini geliştiren, tecrübesini paylaşmaktan çekinmeyen ve bütün bunların yanında sıcaklığını kaybetmeyen bir insan görüyorum.

Benim açımdan Deniz’in en değerli taraflarından biri de bu.

Çünkü insanın başarılı olması güzel.

Ama başarılı olduktan sonra hâlâ karşısındaki insanı önemseyebilmesi çok daha güzel.

 

Bu yazıyı bitirirken sana gazeteci kimliğimle değil, seni artık bir abla gibi gören Vural olarak birkaç şey söylemek istiyorum.

İyi ki seni tanımışım.

İyi ki o gün İznik Gazetesi için röportaj yapmışız.

İyi ki yıllar sonra aklımdaki podcast projesi için seni aramışım.

İyi ki sen de o heyecanıma ortak olmuşsun.

Belki senin için çok doğal bir davranıştı. Belki “Elbette, neden olmasın?” diyerek kabul ettin.

Ama benim için o desteğin anlamı çok daha büyüktü.

Çünkü yeni bir şey denerken insanın yanında duran, ona alan açan ve heyecanını küçümsemeyen insanların değeri zaman içerisinde daha iyi anlaşılıyor.

Sen benim için böyle bir insan oldun.

Bugün ikimizin de yoğunluğu nedeniyle daha az görüşüyor olabiliriz.

Podcast kayıtlarına biraz ara vermiş olabiliriz.

Ama biliyorum ki bu yalnızca hayatın geçici yoğunluğu.

Yeniden bir gün o stüdyoda buluşacağız.

Yeni konuklar gelecek.

Yeni sohbetler yapılacak.

Belki programın formatını bile yeniden değiştireceğiz.

Ama eminim ki o gün geldiğinde aradan ne kadar zaman geçmiş olursa olsun, sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Çünkü bazı insanlarla ilişkinizi devam ettiren şey sürekli görüşmek değil, aradaki samimiyettir.

Deniz Sujana benim için tam olarak böyle bir yerde.

Onun kariyerini anlatırken Disney’den, Ezginin Günlüğü’nden, seslendirmeden, müzik lokalizasyonundan ve stüdyo çalışmalarından söz edebiliriz.

Bunların hepsi doğru.

Ama benim Deniz’e dair anlatmak istediğim en önemli şey bunların ötesinde.

Deniz iyi bir insan.

Cana yakın, sıcak, samimi ve yardım etmekten çekinmeyen biri.

Ben de kendisini bu yüzden bir iş arkadaşından çok, bana gerçekten abla sıcaklığı hissettiren biri olarak görüyorum.

Gazetecilik bana çok sayıda insan tanıttı.

Ama bazı insanlarla tanıştığınız için ayrıca mutlu oluyorsunuz.

Deniz benim için onlardan biri.

İyi ki tanımışım.

İyi ki yollarımız kesişmiş.

Ve iyi ki bir gün, kafamda heyecanla büyüttüğüm o podcast projesini anlatmak için seni aramışım.

Çünkü o telefon görüşmesi benim için yalnızca bir podcast projesinin başlangıcı olmadı.

Güzel bir insanla kurduğum bağın da devam etmesini sağladı.

Sevgili Deniz, yolun ve işlerin her zaman açık olsun.

Üretmeye, öğrenmeye ve o güzel enerjini korumaya devam et.

Ben de bir gün yine o stüdyoda mikrofonun karşısına geçip yeni bir sohbetin kaydına başlayacağımız günü sabırsızlıkla bekliyor olacağım.

Çünkü bazı insanlar hayatınıza yaptıkları işle girer, ama zaman içerisinde sizin için yaptıkları işten çok daha fazlası hâline gelir.

Deniz Sujana benim için tam olarak böyle bir insan.

Leave A Reply

Your email address will not be published.