İznik Gazetesi’nde sanatçılarla yaptığım röportajlarda benim için önemli olan şeylerden biri, yalnızca bugün geldikleri noktayı anlatmak değil; o noktaya nasıl geldiklerini de okuyucuya aktarabilmek. Çünkü bir sanatçıyı sadece son yaptığı iş üzerinden değerlendirdiğimizde, yıllar içerisinde verdiği emeğin önemli bir bölümünü gözden kaçırabiliyoruz.
Barış Özgenç de kariyerine böyle bakılması gereken sanatçılardan biri.
Bugün sesini sinema filmlerinden dizilere, animasyonlardan reklamlara kadar pek çok farklı projede duyduğumuz Barış Özgenç’in hikâyesi aslında yalnızca bir seslendirme sanatçısının hikâyesi değil. Yaklaşık 30 yıla yaklaşan sanat yolculuğunun içerisinde tiyatro, oyunculuk, doğaçlama, mikrofon oyunculuğu, dublaj, seslendirme yönetmenliği ve farklı ses projeleri bulunuyor.
Benim kendisiyle tanışıklığım ise 2023 yılına dayanıyor. O yıl İznik Gazetesi için kendisiyle bir röportaj gerçekleştirdim. O gün karşımda öncelikle mesleğine yıllarını vermiş bir sanatçı vardı. Zaman içerisinde kendisini daha yakından tanıdıkça, mesleki olarak duyduğum saygının yanında insan olarak da sevgim arttı.
Bugün kendisine rahatlıkla Barış abi diyebiliyorum.
Fakat bu yazıda önceliği özellikle kariyerine vermek istiyorum. Çünkü Barış Özgenç’in hikâyesi, Türkiye’deki seslendirme sektörünün gelişimini ve bir oyuncunun yıllar içerisinde kendisini nasıl farklı alanlarda yetiştirebildiğini görmek açısından da önemli.
Barış Özgenç, 1975 yılında Kdz. Ereğli’de dünyaya geldi. Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü’nde eğitim gördü. Ancak onun sanat hayatındaki asıl yönünü belirleyen dönem 1996 yılında tiyatro ile başladı.
Tiyatro Manga’nın kuruluş sürecinde yer aldı ve burada oyunculuk yaptı. Daha sonra Arama Tiyatrosu ve Kuru Sıkı Doğaçlama Tiyatro Topluluğu ile çalışmalarını sürdürdü.
Bu dönem, bugün yaptığı seslendirme çalışmalarını anlamak açısından son derece önemli.
Çünkü seslendirme sanatçılığında oyunculuk eğitiminin ve sahne deneyiminin çok önemli olduğunu biliyoruz. Bir karakteri yalnızca sesinizle canlandırabilmek için karakter yaratma konusunda ciddi bir altyapıya sahip olmanız gerekiyor.
Barış Özgenç’in tiyatro geçmişi de ona bu altyapıyı kazandırdı.
Sahne üzerinde farklı karakterleri canlandırdı, doğaçlama tiyatro çalışmaları yaptı ve oyunculuk deneyimini geliştirdi. Bu deneyim, ilerleyen yıllarda mikrofon başına geçtiğinde onun en büyük avantajlarından biri oldu.
Bugün Barış Özgenç’in seslendirdiği karakterlerde yalnızca ses tonunu değil, oyunculuğunu da duyuyoruz.
Bu ayrım önemli.
Çünkü iyi bir seslendirme sanatçısı yalnızca iyi konuşmaz.
Oynar.
Karakterin duygusunu anlar.
Sahnenin ritmini takip eder.
Karşısındaki oyuncuya göre tepki verir.
Metni anlamlandırır.
Ve bütün bunları sadece sesi aracılığıyla izleyiciye aktarır.
Barış Özgenç’in kariyerindeki en önemli dönüm noktalarından biri 2000 yılı.
Tiyatro geçmişinin ardından mikrofon oyunculuğuna başlayan Özgenç, zaman içerisinde bu alanı profesyonel kariyerinin en önemli parçalarından biri haline getirdi.
Burada özellikle “mikrofon oyunculuğu” ifadesinin altını çizmek gerekiyor.
Çünkü seslendirme sektörünü dışarıdan takip edenlerin yaptığı en büyük yanlışlardan biri, bu işi yalnızca metin okumak zannetmek.
Oysa mikrofon karşısında yapılan iş doğrudan oyunculuk.
Kamera karşısındaki oyuncunun yüzü, mimikleri ve beden dili vardır.
Tiyatro oyuncusunun sahnesi ve seyircisi vardır.
Seslendirme sanatçısının ise çoğu zaman yalnızca sesi vardır.
Bu nedenle sesin arkasındaki oyunculuk ne kadar güçlü olursa, karakter de o kadar inandırıcı hale gelir.
Barış Özgenç’in yıllardır yaptığı işin temelinde de tiyatrodan gelen bu oyunculuk disiplini bulunuyor.
2000 yılından bugüne geldiğimizde Barış Özgenç’in mikrofon başındaki deneyimi artık 25 yılı aşmış durumda.
Bu süre, seslendirme sektörü açısından oldukça uzun bir dönem.
Üstelik bu yıllar içerisinde sektörün kendisi de büyük bir değişim geçirdi.
Analog kayıt dönemlerinden dijital stüdyolara, televizyon yayıncılığından dijital platformlara, geleneksel dublaj çalışmalarından animasyon ve oyun sektöründeki yeni üretimlere kadar pek çok farklı alan ortaya çıktı.
Barış Özgenç ise bu değişimin içerisinde çalışmaya devam eden sanatçılardan biri.
Kariyerine baktığımızda sinema filmlerinden televizyon dizilerine, animasyonlardan reklamlara, belgesellerden sesli kitaplara ve sesli betimleme çalışmalarına kadar geniş bir çalışma alanı görüyoruz.
Bu kadar farklı türde projede yer almak, beraberinde farklı karakterleri ve farklı anlatım biçimlerini de beraberinde getiriyor.
Bir komedi karakteri ile dramatik bir karakteri aynı şekilde seslendiremezsiniz.
Bir animasyon karakteri ile gerçek oyuncunun performansını aynı biçimde ele alamazsınız.
Bir belgesel anlatımı ile aksiyon sahnesindeki oyunculuğun gerektirdiği ses kullanımı birbirinden farklıdır.
Dolayısıyla uzun yıllar boyunca farklı türlerde çalışmak, sanatçıya ciddi bir repertuvar kazandırıyor.
Barış Özgenç’in kariyerinde de bunu açık biçimde görmek mümkün.
Barış Özgenç’in seslendirme kariyerinde yer aldığı yapımlar arasında oldukça bilinen pek çok uluslararası proje bulunuyor.
Breaking Bad, Better Call Saul, Friends, How I Met Your Mother, The Big Bang Theory, The Office, Rick and Morty, Avengers gibi farklı türlerde yapımların Türkçe seslendirme kadrolarında yer aldı.
Sinema tarafında da Maymunlar Cehennemi: Şafak Vakti, Ters Yüz, Mumya, Buz Devri 5: Büyük Çarpışma, Lego Ninjago Filmi, Hayat Kitabı gibi yapımlarda seslendirme çalışmaları gerçekleştirdi.
Burada özellikle dikkat çekilmesi gereken şey, yapımların birbirinden ne kadar farklı olduğu.
Bir tarafta animasyon var.
Bir tarafta komedi dizisi.
Başka bir tarafta aksiyon.
Başka bir tarafta drama.
Bu çeşitlilik, bir seslendirme sanatçısının ne kadar geniş bir oyunculuk repertuvarına sahip olması gerektiğini gösteriyor.
Barış Özgenç’in kariyerinde yerli animasyon açısından da önemli çalışmalar bulunuyor.
Bunların başında Türkiye’nin en bilinen animasyon markalarından Kral Şakir geliyor.
Özgenç, serinin karakterlerinden Akbaba Kürşat’ı seslendiren sanatçılardan biri.
Animasyon seslendirmesi, oyunculuk açısından başlı başına farklı bir alan.
Karakterin yüz ifadelerini, hareketlerini veya beden dilini siz yaratmıyorsunuz. Animasyon ekibi bu dünyayı görsel olarak oluşturuyor. Oyuncunun görevi ise karakterin kişiliğini sesiyle tamamlamak.
Bu nedenle animasyon seslendirmesinde zamanlama, tonlama, vurgu ve karakter yorumu büyük önem taşıyor.
Akbaba Kürşat gibi karakterlerin izleyici tarafından benimsenmesinde seslendirme sanatçısının katkısı da büyük.
Barış Özgenç’in bu alandaki deneyimi, kariyerinin yalnızca yabancı yapımlarla sınırlı olmadığını da gösteriyor.
Barış Özgenç’in kariyerinde üzerinde özellikle durulması gereken başka bir konu da seslendirme yönetmenliği.
Çünkü bir sanatçının yıllar içerisinde yalnızca mikrofonun önünde değil, mikrofonun arkasında da sorumluluk almaya başlaması, mesleğin farklı aşamalarını öğrenmesi açısından önemli.
Seslendirme yönetmeninin görevi yalnızca sanatçıya “burayı böyle oku” demek değil.
Karakterlerin doğru yorumlanması, oyuncuların birbirleriyle uyumu, sahnenin duygusunun korunması, zamanlama, tonlama ve yapımın genel atmosferinin Türkçe versiyonda doğru şekilde aktarılması gibi pek çok sorumluluk bulunuyor.
Barış Özgenç’in hem oyuncu hem de yönetmen olarak deneyim kazanmış olması, onu sektör içerisinde daha geniş bir perspektife sahip sanatçılardan biri haline getiriyor.
Mikrofonun önünde oyuncu olarak ne gerektiğini biliyor.
Arkasında ise bir sahnenin nasıl kurulması gerektiğini deneyimlemiş durumda.
Seslendirme dünyasının yalnızca film ve dizilerden ibaret olmadığını da Barış Özgenç’in kariyeri üzerinden görmek mümkün.
Sesli kitaplar, belgeseller, reklamlar ve sesli betimleme gibi farklı alanlarda da çalışmalar yaptı.
Özellikle sesli betimleme, görme engelli bireylerin görsel dünyaya erişimini sağlayan önemli bir alan.
Burada sanatçının yalnızca güzel ve anlaşılır konuşması yeterli değil.
Görüntünün doğru, tarafsız ve anlaşılır şekilde aktarılması gerekiyor.
Bu tür çalışmalar, seslendirme sanatçısının sesini farklı amaçlarla kullanabilmesini gerektiriyor.
Dolayısıyla Barış Özgenç’in kariyerini yalnızca “dublaj sanatçısı” olarak tanımlamak eksik kalır.
O, uzun yıllar içerisinde sesin kullanıldığı farklı alanlarda kendisini geliştirmiş bir oyuncu ve seslendirme sanatçısı.
Bütün bu kariyerin içerisinde tiyatronun Barış Özgenç için ayrı bir yeri var.
Çünkü mikrofon başındaki kariyeri ne kadar genişlerse genişlesin, tiyatro onun oyunculuk temelini oluşturan alan.
Bu nedenle Barış abiyi yalnızca seslendirme sanatçısı olarak değerlendirmek bana göre doğru değil.
Önce oyuncu.
Sonrasında mikrofon oyuncusu.
Ve yıllar içerisinde farklı alanlarda kendisini geliştirmiş bir sanatçı.
Zaten kendisiyle yıllar önce İznik Gazetesi’nde yaptığımız röportajda da tiyatronun kendisi için önemini konuşmuştuk.
Bu, benim için Barış Özgenç’in kariyerini anlatırken özellikle üzerinde durulması gereken bir nokta.
Çünkü bazen bir sanatçının bugün yaptığı işi anlatırken başlangıç noktasını unutuyoruz.
Oysa başlangıç, bugün geldiği noktayı anlamamızı sağlıyor.
Barış’ın başlangıç noktası tiyatro.
Kariyerinin önemli dönüm noktalarından biri mikrofon.
Bugünkü noktası ise bu iki alanın deneyimini bir arada taşıyan çok yönlü bir sanatçı profili.
Benim Barış abiyle hikâyemin ikinci önemli bölümü ise geçtiğimiz aylarda yaşandı.
2023 yılında İznik Gazetesi için yaptığımız röportajın üzerinden zaman geçmişti.
Ben Barış abiyi takip etmeye devam ediyordum ve açıkçası kendisine olan hayranlığım da devam ediyordu.
Bir süre sonra sevgili Deniz Sujana’nın stüdyosunda Vural’la Stüdyo Sohbetleri programı için konuklar üzerine düşünürken aklıma Barış abi geldi.
“Ben Barış abiyle podcast yapmak istiyorum” dedim.
Ama aramak konusunda açıkçası biraz tereddüt ettim.
Sonuçta sevdiğim ve saygı duyduğum bir sanatçıydı.
Acaba kabul eder miydi?
Böyle bir çalışmaya nasıl bakardı?
Ben de Deniz’e sordum.
“Deniz, ben Barış abiyle podcast çalışması yapmak istiyorum. Sence tepkisi ne olur?”
Deniz’in cevabı ise çok netti:
“Barış abin bence kabul eder.”
Bunun üzerine Barış abiyi aradım.
Podcast projesinden bahsettim.
Ve kabul etti.
Böylece 2023 yılında İznik Gazetesi’nde başlayan mesleki tanışıklığımız, yıllar sonra bu kez bir podcast stüdyosunda devam etti.
Podcast çalışması benim açımdan ayrıca önemliydi.
Çünkü bu kez ortam bir gazete röportajından farklıydı.
Daha uzun konuşma fırsatımız vardı.
Mesleğin farklı taraflarına girebildik.
Kariyerini daha detaylı ele alabildik.
Tiyatrodan, mikrofon oyunculuğundan, seslendirme sektöründen ve yıllar içerisinde yaşadığı değişimlerden bahsettik.
Fakat benim için çalışmanın en güzel taraflarından biri Barış abinin insan tarafını daha yakından görmek oldu.
Kendisi ilk tanıştığınızda biraz mesafeli bir izlenim verebilir.
Ben de 2023 yılında böyle düşünmüştüm.
Ancak podcast sırasında bu düşüncemin ne kadar eksik olduğunu fark ettim.
Çünkü sohbet ilerledikçe Barış abinin aslında oldukça sıcak kanlı, samimi ve cana yakın bir insan olduğunu gördüm.
Bu benim için çok kıymetliydi.
Çünkü zaten sanatçı olarak hayran olduğum bir insanın, yakından tanıdığımda da sevdiğim biri olduğunu görmek güzel bir duygu.
Peki Barış Özgenç’i özel kılan ne? Bence bunun cevabı yalnızca yaptığı işlerin sayısında değil.
Asıl mesele, 1990’ların ortasında başladığı oyunculuk yolculuğunu 2000’den itibaren mikrofon oyunculuğuyla birleştirebilmiş olması.
Üzerine yıllar içerisinde seslendirme yönetmenliği, animasyon, sinema, dizi, reklam, belgesel, sesli kitap ve sesli betimleme gibi farklı alanları eklemiş olması.
Bir sanatçının kariyerini uzun süre devam ettirebilmesi başlı başına önemli.
Ama değişen sektöre ayak uydurabilmek daha da önemli.
Barış Özgenç’in kariyerinde benim gördüğüm en güçlü taraflardan biri bu.
Sektör değişirken o da kendisini geliştirmeye devam etmiş.
Tek bir karaktere, tek bir türe veya tek bir çalışma biçimine sıkışmamış.
Tiyatrodan gelen oyunculuk bilgisini mikrofon başında değerlendirmiş.
Mikrofon başındaki deneyimini farklı alanlara taşımış.
Ve bugün hâlâ üretmeye devam ediyor.
Bu yazıyı kariyer ağırlıklı hazırlamak istedim. Çünkü Barış Özgenç’in en çok anlatılması gereken taraflarından biri bu.
Ama benim açımdan kişisel bir tarafını da eklemeden geçmek istemiyorum.
2023 yılında tanıştığım Barış Özgenç bugün benim için “Barış abi” diyebildiğim bir insan.
Bu, benim için basit bir hitap şekli değil.
Kendisine duyduğum saygıyı ve sevgiyi ifade ediyor.
Onu sanatçı olarak zaten çok beğeniyordum.
Podcast çalışmasıyla birlikte insan olarak da daha yakından tanıdım.
İlk başta biraz mesafeli gördüğüm ama sohbet ilerledikçe ne kadar sıcak ve cana yakın olduğunu fark ettiğim bir insanla karşılaştım.
Bu nedenle bugün Barış Özgenç’i anlatırken kariyerinin yanına gönül rahatlığıyla insanlığını da koyabiliyorum.
Ama önce sanatçı kimliği geliyor.
Çünkü onun arkasında 1996’dan bugüne uzanan ciddi bir emek var.
Tiyatro var.
Oyunculuk var.
Doğaçlama var.
2000 yılından beri devam eden mikrofon oyunculuğu var.
Yüzlerce farklı yapımda seslendirme deneyimi var.
Animasyon karakterleri var.
Sinema ve televizyon projeleri var.
Seslendirme yönetmenliği var.
Ve hâlâ devam eden bir meslek tutkusu var.
Barış Özgenç’in kariyerini değerlendirirken benim için en önemli nokta şu:
Başarısı tek bir projeden kaynaklanmıyor.
Bir karakterle tanınmak başka, yıllarca farklı karakterlerde çalışabilmek başka.
Bir yapımda yer almak başka, 25 yılı aşan bir kariyeri sürdürebilmek başka.
Bir mikrofonun karşısına geçmek başka, mikrofonun önünde ve arkasında yıllar boyunca sorumluluk alabilmek başka.
Barış Özgenç’in kariyerini değerli kılan da bu süreklilik.
Bugün seslendirme dünyasında adını duyduğumuzda arkasında yaklaşık 30 yıllık bir sanat geçmişi var.
Ve bu geçmişin ilk adımı tiyatro.
Bence Barış Özgenç’in hikâyesini asıl ilginç yapan da bu.
Bir tiyatro oyuncusu olarak başlayan yolculuk, yıllar içerisinde onu Türkiye’nin tanınan seslendirme sanatçılarından biri haline getirdi.
2023 yılında İznik Gazetesi için Barış Özgenç ile yaptığım röportaj, yıllar sonra benim için başka bir anlam kazandı.
Çünkü o gün mesleğini konuştuğum sanatçıyla bugün aynı zamanda abi-kardeş sıcaklığında bir iletişim kurabiliyorum.
Geçtiğimiz aylarda Deniz Sujana’nın stüdyosunda gerçekleştirdiğimiz Vural’la Stüdyo Sohbetleri çalışması da bunun güzel bir devamı oldu.
Podcast öncesinde “Acaba kabul eder mi?” diye tereddüt ettiğim Barış abi, davetimi kabul etti ve uzun uzun sohbet ettik.
O gün bir kez daha anladım ki bazı insanları tanımak için yalnızca yaptıkları işlere bakmak yetmiyor.
Onlarla aynı ortamı paylaşmak gerekiyor.
Ben Barış abiyi hem yaptığı işlere duyduğum hayranlıkla hem de insan olarak kendisine duyduğum sevgiyle ayrı bir yere koyuyorum.
Fakat bu yazının sonunda özellikle vurgulamak istediğim şey onun kariyeri.
Çünkü Barış Özgenç bugün bulunduğu noktaya tesadüfen gelmedi.
1996 yılında tiyatro ile başlayan yolculuğunun üzerinden yaklaşık 30 yıl geçti.
2000 yılında mikrofon başına geçti.
Çeyrek asrı aşkın süredir seslendirme sektörünün içerisinde.
Sayısız filmde, dizide, animasyonda ve farklı projede karakterlere hayat verdi.
Oyunculuğunu yalnızca sahneyle sınırlamadı.
Seslendirme yönetmenliğiyle sektörün farklı taraflarını da deneyimledi.
Ve bütün bunların sonunda bugün hâlâ üretmeye devam eden bir sanatçı olarak karşımızda duruyor.
Benim için Barış Özgenç’in hikâyesi tam olarak burada anlam kazanıyor.
Tiyatrodan gelen bir oyuncunun, yıllar içerisinde sesini bir mesleğe, oyunculuğunu ise uzun soluklu bir kariyere dönüştürmesinin hikâyesi bu.
Ve ben bu hikâyenin bir dönemine İznik Gazetesi aracılığıyla, yıllar sonra da kendi podcast programım Vural’la Stüdyo Sohbetleri aracılığıyla tanıklık etmiş olmaktan dolayı gerçekten mutluyum.
İyi ki 2023 yılında yollarımız kesişmiş.
İyi ki yıllar sonra o telefonu açıp “Barış abi, podcast yapmak istiyorum” diyebilmişim.
Ve iyi ki bugün kendisine sadece başarılı bir sanatçı olarak değil, gönül rahatlığıyla “Barış abi” diye hitap edebiliyorum.
