Bazı insanlar vardır; onları ekranda görmeyiz, sahnede izlemeyiz, hatta çoğu zaman isimlerini bile bilmeyiz. Ama sesleri hayatımızın bir parçası olur. Çocukluğumuzun kahramanlarında, sevdiğimiz dizilerde, animasyonlarda, reklamlarda ve kimi zaman farkında bile olmadan hafızamıza yerleşen karakterlerde onların izleri vardır.
İşte bu röportajda

konuğumuz, sesiyle farklı karakterlere hayat veren genç ve başarılı seslendirme sanatçılarından Doğa Ece Aydoğdu.
Seslendirme dünyası dışarıdan bakıldığında oldukça eğlenceli görünse de perde arkasında büyük bir emek, disiplin ve sabır barındırıyor. Birkaç dakikalık bir sahne için saatlerce çalışan, karakterlerin duygularını kendi duygularıyla harmanlayan sanatçılar, aslında görünmeyen bir oyunculuk sergiliyorlar.
İznik Gazetesi olarak bu kez sadece projeleri değil; sektörün bilinmeyen yönlerini, genç bir sanatçının karşılaştığı zorlukları, yapay zekâ tartışmalarını, seslendirme dünyasındaki rekabeti ve geleceğe dair düşüncelerini de konuşmak istedik.
Mikrofonun diğer ucunda bizleri samimi cevaplarıyla karşılayan Doğa Ece Aydoğdu’ya teşekkür ediyor ve sizi röportajımızla baş başa bırakıyoruz.
Seslendirme sanatına olan ilginiz nasıl başladı? Mikrofonun başına ilk geçtiğiniz günü hatırlıyor musunuz?
League of Legends oyunu sayesinde seslendirme ve dublaj alanına ilgim başladı. Bu oyuna ilk başladığım zamanlarda oyundaki tüm karakterlerin repliklerini taklit etmeye çalışıyordum. Bunu yaparken hem çok eğlendiğimi hem de bu iş için yaratıldığımı hissetmeye başladım. Gelecekte bir gün bu oyunda kesinlikle benim de sesim olmalı diye düşündüm ve kendime bu alanda gelişmek adına bir söz verdim, dilek diledim. Bu dileği nasıl içtenlikle dilediysem günümüzde League of Legends’da Aurora karakterinin orijinal Türkçe sesi oldum ve bundan büyük mutluluk duyuyorum. Mikrofonun başına geçtiğim ilk gün evde aldığım ufak tefek karakter seslerinin taklitleriydi. Bunları büyük bir aşkla ve mutlulukla yapıyordum. Seslendirme ve dublaj kariyeri yolumdan hiçbir zaman sapmayıp vazgeçmediğim için çok mutluyum.
Çocukluk yıllarınızda seslendirme sanatçısı olmayı hayal ediyor muydunuz, yoksa bu meslekle yollarınız sonradan mı kesişti?
Evet, hayal ediyordum. Özellikle çocukluğumuzun baş tacı olan “Winx” çizgi dizisinin benim için yeri çok ayrı. Her izlediğimde bu çizgi dizide yer alan tüm değerli üstatlarımın seslerini dikkatlice dinliyor ve hayranlıkla izliyordum. Özellikle Stella karakterini çok seviyordum. Elif Acehan ablama bolca saygılar, sevgiler.
Sizi profesyonel anlamda seslendirme sektörüne taşıyan dönüm noktası ne oldu?
Öncelikle sağlam eğitimler aldım. Hâlihazırda ortaokuldan beri şan dersleri alıyordum. Daha sonra seslendirme ve dublaj eğitimi aldım. Bu eğitimin hem temel hem ileri seviye aşamalarında yer aldım. Bunun üzerine birçok yerden oyunculuk eğitimi aldım. Tüm bu eğitimlerimden sonra sektöre ilk adımlarımı attım. Profesyonel olma yolculuğum bu şekilde başladı.
Son yıllarda seslendirme sektörüne ilginin artması kaliteyi yükseltti mi, yoksa sektörde ciddi bir kalabalık oluşmasına mı neden oldu?
Ciddi bir kalabalık olduğu kanaatindeyim. Bu işi herkes yapmak istese de gerçekten sağlam şartlar altında eğitimler alıp sağlam adımlarla sektöre giriş yapılmalı. Şu anda hâlihazırda influencerların dahi PR adı altında mikrofon başına geçirilerek dublaj ve seslendirme dalındaki kalitenin düştüğünü gözlemliyorum. Seslendirme veya dublaj yapmak yalnızca iki kelimeyi bir araya getirebilmek ya da diksiyona dikkat ederek konuşmak değildir. Akabinde sağlam bir oyunculuk ve artikülasyon da gerektirir. Bence bu işi profesyonellere bırakmak en doğru karar.
Bugün seslendirme sektöründe yetenek mi daha önemli, çevre mi? Bu konuda dürüst bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Yetenek başlı başına olması gereken bir şey zaten ama çevre faktörü de bence çok etkili. Bu işte gerçekten ilerleyebilmek isteyen biri önce yetenekli olmalı, sonrasında ise kendini sevdirebilmeli. Çevreniz ve yeteneğiniz sayesinde birçok yere önerilmeniz artacaktır. Bu da sektörde isminizin duyulmasına ve farklı iş fırsatlarının önünüze çıkmasına yardımcı olacaktır.
Bazı genç yeteneklerin fırsat bulamadığını, bazı isimlerin ise sürekli aynı projelerde yer aldığını görüyoruz. Sizce sektör gerçekten adil işliyor mu?
Adil olduğunu düşünmüyorum. Bazı cast direktörleri veya yönetmenler yalnızca yakını olan sanatçılarla çalışmayı tercih ediyorlar. Nasıl olur bilmem ama bence bu zincir kırılmalı. Bu iş samimiyetten öte şans verilmeyi de gerektiriyor bence.
Seslendirme sanatçılarının emeklerinin kamuoyunda yeterince görünür olmadığını düşünüyor musunuz? Bu durum sizi zaman zaman hayal kırıklığına uğratıyor mu?
Kesinlikle hayal kırıklığı. Ne kadar kamera arkasında da olsak birçok oyuncunun gözler önüne sunulduğu gibi seslendirme sanatçıları da öne sunulmalı diye düşünüyorum. Özellikle bu alana çok ilgi ve alaka varken bazı sanatçıların adının bile bilinmemesi üzücü bir durum. Bunun yanı sıra maddi açıdan da verilen emeğin karşılığını alabildiğimizi düşünmüyorum.
Bir karaktere hayat veren kişinin çoğu zaman bilinmemesi sizce sektörün kronik sorunlarından biri mi?
Evet. Sanatçılar da eserleriyle birlikte bolca sunulmalı bence. Medyanın bu konuda daha canlı tutulması gerektiğini düşünüyorum.
Yapay zekâ teknolojilerinin hızla gelişmesi seslendirme sanatçıları için bir tehdit mi, yoksa yeni fırsatlar mı yaratıyor?
Bu konuda tam emin değilim çünkü yapay zekâ her geçen gün daha çok bilgi öğreniyor, gelişiyor. Şu an için herhangi bir şey yapabileceğini düşünmüyorum. Yine bizim seslerimizden yararlanarak bir ilerleme sağlayabilir. Ancak daha düşük gelire, daha minimal kalitede işler yapmak isteyen şirketler üzerinden maalesef aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Günümüzde bazı yapımlarda hızın kalitenin önüne geçtiğini düşünüyor musunuz? Bu durum sanatın kendisine zarar veriyor olabilir mi?
Maalesef bazı yapımlar bu şekilde ilerliyor, evet. Kesinlikle zarar verdiğini düşünüyorum.
Hiçbir projede, ortaya çıkan sonucu beğenmediğiniz ya da kendi performansınızın tam yansıtılmadığını düşündüğünüz oldu mu?
Evet, bazı projelerde “daha iyi performans verebilirdim” dediğim anlar oldu. Her şeyi geçtim, bence kendi performansını her projede kusursuz bulan bir sanatçının sanatçı ruhundan şüphe edilmeli diye düşünüyorum.
Sektörde genç yaşta çalışan sanatçıların karşılaştığı en büyük zorluk sizce nedir?
Bu konuda dürüst olacağım, en büyük zorlukları şans verilmemesi bence… Aynı zamanda düşük bütçeye çalıştırılmaları.
Sosyal medyada popüler olmanın, mesleki başarıdan daha fazla konuşulduğu bir dönemde yaşıyoruz. Bu durum sizce sanatın değerini düşürüyor mu?
Evet, kesinlikle düşürdüğünü düşünüyorum. Ama aynı zamanda yetenekli sanatçılar için sosyal medyanın, sanatçının görünürlüğü açısından da destekleyici olabildiği kanısındayım. Doğru şekilde değerlendirmeler yapılırsa bunun önüne geçebileceğimizi düşünüyorum.
Bir sanatçı için “iyi ses” mi daha önemlidir, yoksa oyunculuk yeteneği mi? Neden?
Sesin tek başına yeterli olamayacağı konusunda hepimiz hemfikiriz diye düşünüyorum. Kesinlikle oyunculuk en önemli faktör. Yalnızca güzel sesli birinin güzel bir oyun sergilemeden başrol konuştuğunu düşünün. Aktörün bize verdiği duygu aktarımını alamayız böylelikle, izlediğimiz filmden keyif de alamayız. Ya da bir reklam metni seslendirdiğini düşünürsek satılan ürüne karşı bir merak veya duygusal bir çekim alamadığımız sürece, başta satılan ürünün sonrasında reklam adı altında kullanılan seslendirmenin hiçbir değeri kalmaz. Son olarak bir sese iyi ses denilebilmesi tamamen öznel bir yargıdır diye düşünüyorum. Bu sebeple bile tek başına yeterli olmayacaktır.
Bugüne kadar size öğretilen ya da sektörün dayattığı fakat katılmadığınız bir anlayış oldu mu?
Sektörün öğrettiği denir mi bilemem ama dublaja ilk başladığım zamanlarda kazancımızın sorulmaması, bunun ayıp karşılandığı hakkında bir bilgilendirme yapılmıştı. Buna çok dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum, özellikle yeni başlayan sanatçılar için büyük bir kandırmaca olduğu kanısındayım. Kesinlikle her sanatçı kazanacağı miktara kadar sorabilmeli. Sonuçta bu bir meslek, kazancımız ise en büyük hakkımızdır.
Türkiye’de seslendirme sanatçıları hak ettikleri maddi ve manevi karşılığı alabiliyor mu?
Diğer sorularda da cevapladığım gibi hem maddi hem de manevi olarak karşılığımızı alabildiğimizi düşünmüyorum.
Bir gün kendi sesinizin izinsiz şekilde yapay zekâ tarafından kullanıldığını görseniz nasıl bir tavır sergilerdiniz?
Etik olmadığını düşünüyorum. Fakat bazen mizahi amaçla, eğlence üzerine yapılan videolarda kullanılmasına karşı değilim. Tabii ki bu içeriği üreten kişinin bu video veya ses üzerinden herhangi bir maddi gelir kazanmadığı açıkça belliyse. Eğer ki böyle bir durumla karşılaşırsam kesinlikle haklarımı savunmaktan çekinmem.
Sektörde sizi en çok rahatsız eden ancak pek konuşulmayan bir sorun var mı?
Sanatçılar arasında dedikodunun oldukça fazla olmasından rahatsızlık duyuyorum. Bundan tek rahatsızlık duyan sanatçının ben olmadığından da oldukça eminim. Ekstra, diğer sorularda da değindiğimiz meslek etiğine uymayan maddi sorunlar.
Son olarak bugün geriye dönüp baktığınızda, seslendirme sektörünün geleceği konusunda sizi umutlandıran şeyler mi daha fazla, endişelendiren şeyler mi? Neden?
Geriye baktığımda, seslendirme sektörünün geleceği benim için hem umut verici hem de endişe uyandıran iki farklı yönüyle bir bütünü oluşturuyor. Fakat beni endişelendiren tarafı daha fazla. Günümüzde Türkçe dublaj sektöründe maddi ve manevi kalitenin giderek düştüğünü, bunun da işinin ehli sanatçıların ve izleyicilerin Türkçe dublaja olan ilgisinin azalmasına neden olacağını düşünüyorum. Fakat beni umutlandıran bir yanı da var: Yeni sanatçıların azmi ve yeteneğinin yüksek olması, sektörün işini iyi yapan sanatçıları tercih etmesiyle birlikte manevi ve sanatsal kalitesini yeniden artırabilir.
Kimi sanatçılar yüzleriyle tanınır, kimileri ise sesleriyle insanların hayatına dokunur. Seslendirme sanatçıları da işte tam olarak böyle bir yerde duruyor. Onları çoğu zaman görmesek de, sesleri anılarımızın bir parçası haline geliyor.
Doğa Ece Aydoğdu ile gerçekleştirdiğimiz bu keyifli sohbet boyunca yalnızca bir kariyer hikâyesini değil, aynı zamanda seslendirme dünyasının perde arkasını da konuşma fırsatı bulduk. Genç yaşta bu sektörde var olmanın zorluklarını, değişen teknolojileri, sanatın görünmeyen emek tarafını ve geleceğe dair düşüncelerini samimiyetle dinledik.
İznik Gazetesi olarak sevgili Doğa Ece Aydoğdu’ya bizlere vakit ayırdığı için teşekkür ediyor, kariyer yolculuğunda başarılarının artarak devam etmesini diliyoruz.
Belki bir gün yeni bir animasyon karakterinde, yeni bir dizide ya da hiç beklemediğimiz bir projede onun sesiyle yeniden karşılaşacağız. O zamana kadar, duyduğumuz her güzel sesin ardında büyük bir emek olduğunu hatırlamaya devam edeceğiz.
Sevgiyle ve sanatla kalın.
