Bir filmi izlerken, bir animasyon karakterine gülerken ya da dijital platformlarda yeni bir yapıma başlarken çoğu zaman duyduğumuz seslere odaklanırız. O seslerin bize hissettirdiklerini konuşuruz. Ancak o seslerin nasıl seçildiğini, hangi süreçlerden geçtiğini ve perde arkasında kimlerin emek verdiğini çoğu zaman bilmeyiz.
Oysa bazen bir karakterin seyirciyle kurduğu bağın ilk adımı, doğru sesin doğru rolle buluşmasıyla başlar.
Bu kez sizleri seslendirme dünyasının perde arkasına götürmek istedim. Yıllardır birçok önemli projede cast görevini üstlenen sevgili Nahide Taha Özgenç ile seslendirme sektörünü, genç yeteneklerin karşılaştığı zorlukları, sektörün değişen dinamiklerini ve pek konuşulmayan gerçeklerini konuştuk.
Belki farkında olmadan izlediğiniz Blue Beetle, Servet Operasyonu, Red, White & Royal Blue, Juno, Kahraman Kuyruklar ve Ooops! Sevimli Tayfa gibi yapımların arkasında da onun emeği bulunuyor. Ancak bu röportajda sadece projeleri değil, o projelerin arkasındaki insanı ve yıllar içerisinde edindiği deneyimleri de konuşmak istedik.
Kimi zaman zor sorular sorduk, kimi zaman sektörün geleceğini konuştuk, kimi zaman da genç sanatçıların umutlarına değindik.
Ortaya ise sadece bir röportaj değil, seslendirme dünyasının görünmeyen taraflarına ışık tutan samimi bir sohbet çıktı.
Keyifli okumalar.
Cast direktörü olma süreciniz nasıl başladı? Bu alana ilk adım attığınızda sizi çeken şey neydi: seslendirmeye olan ilgi mi, yoksa perde arkasında karar veren taraf olma fikri mi?
Sektöre başlangıcım elbette cast direktörü olarak olmadı. Ben de çoğu kişi gibi asistanlıktan başladım. İşin mutfağında olmak, sanat ile iç içe olmak ve süreçte sektörü tanıdıkça seslendirmeye olan ilgimin ve merakımın artması oldu.
Cast direktörlüğü sizce de biraz “insan Spotify’ı” gibi mi? Doğru sesi doğru karaktere mi playlist yapıyorsunuz?
Çok doğru bir tanımlama olmuş. Benim tercihim sese göre cast yapmak ki bu şekilde olan bana göre en doğru şekli. Ancak animasyon işlerinde bu durum farklılık gösteriyor. Sadece sese değil, resme de bakarak karar verdiğim olmuştur.
Bir karakteri gördüğünüzde aklınıza ilk gelen ses mi kazanır, yoksa “biraz daha bakayım, belki daha iyisi vardır” diyerek kendinizle pazarlık yapar mısınız?
İkisi de oluyor, fakat proje teslim tarihi, sanatçı müsaitliği durumu gibi müşterilerin işin arka planını görmediği çoklu bir durum söz konusu olabiliyor. Tek cevap vermem gerekiyorsa ne kadar araştırırsam araştırayım, cast yaparken hep ilk aklıma geleni tercih ederim.
Hiç “Bu karakteri sadece bu ses kurtarır” dediğiniz bir an oldu mu, yoksa bazen karakterler mi sizi ikna ediyor?
Bir karakteri tek bir sesin kurtaracağına inanmıyorum. O içerikteki rolü, tavırları verebilecek sektörde çeşitli sesler mevcut. Performans da göz önüne alındığında sadece tek bir sesin tercih edilmesi bana yanlış geliyor.
Sektörde “Bu ses her role gider” diye bir efsane vardır… Sizce bu bir iltifat mı, yoksa gizli bir cast sorunu mu?
Bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Aksine iltifat olduğunu düşünüyorum. Ama joker konuşmacılarımız elbette var 🙂 Her role gidebilecek bir ses olduğuna inanmayanlardanım ben. Her sanatçının belli bir ses aralığı var ve bunu kullanabilme yeteneği var. Ben de bunları göz önünde bulundurarak seçimleri yapıyorum.
Bir oyuncu sesini çok iyi bilir ama role hiç uymuyorsa, siz onu kırmadan nasıl “olmadı bu iş” dersiniz?
Bence iyi bir konuşmacı o role uygun olmadığında stüdyoda ya da öncesinde bunu alamayacağını, kendisine uygun olmadığını bilir. O zaman bu cast’ın bakış açısındaki farklılık olabilir. Fakat Voice Match (ses uyumu) benim için tipten önce gelir. Bu yüzden eğer ki uyumlu bulmuyorsam bunu baştan yazmam zaten. Cast yaparken tercihim bu yönde olur.
Bir karakter için ses seçerken önce “duygu” mu konuşur, yoksa “kimin sesi daha güvenli seçim” sorusu mu?
Elbette ilk önemli olan sanatçının o duyguyu aktarabileceğine inanmam. Aslında bu durumda güvendiğim sesi kullanmayı tercih ediyorum. Sıralama olarak önce duygu, sonra güvenli seçim.
Sizce cast direktörünün en zor anı nedir: mükemmel sesi bulmak mı, yoksa o sesi kimseye beğendirememek mi?
İkisi de benim için zor olan anlar değil aslında… Fakat müşteriler bazen voice test istiyor ve en doğru tercihleri seçiyorsun. Fakat müşterinin dinlediği 1 dakikalık test onu tatmin etmiyor. Aslında 90 dakikalık bir filmde sanatçı o role zaten giriyor, bunu müşteriye anlatmak ve kabul ettirmek bazen zor olabiliyor. Aslında günün sonunda bu mükemmele ulaşma durumu benim için farklı ve tanımadığım sesleri tanımama yardımcı oluyor.
Bir ses çok iyi olabilir ama “yanlış karakterde aşırı iyi” olursa onu yine de kullanır mısınız?
O sanatçının bunu yapabileceğine inanırsam, bu projeyi kurtaracak dersem elbette yazarım ama sesin iyi olması her rolü kurtaracağı anlamına gelmiyor. Günlük yaşantımızda da çok iyi sesler var fakat dublaj yeteneği ya da var olanı çabalayarak ve çalışarak ortaya çıkarmak ve severek yapmak başka bir evren. Bu sanatçı ve cast güvenilirliğiyle ilgili bir durum.
Hiç bir karaktere ses seçerken “Bu ses karakteri taşımaz, karakter bu sesi taşır” dediğiniz oldu mu?
Bu tarz durumlar elbette olabilir ancak tam tersi durum da mevcut. Örneğin bazı Hollywood filmlerinde oyuncuların vasat performansını bizim Türkçe versiyonumuz daha da ileri taşıyabiliyor. Özellikle animasyon projelerinde işi başka seviyeye getirebiliyoruz.
Sektörde herkesin sevdiği sesler vardır… Peki sizin “Bu sesi artık farklı bir rolde duymalıyız” dediğiniz sesler oluyor mu?
Ben kendi adıma ters köşe rollerde kullanmayı tercih ediyorum. Hep iyi konuşan bir sesten kötü bir karakter duymak ya da tam tersine şans vermek hoşuma gidiyor. Aynı şekilde sürekli jön konuşan sanatçıyı projedeki en komik ya da en tuhaf tiplerde kullanmak gibi tercihlerim oluyor.
Bir cast toplantısı sizce daha çok sanat tartışması mı, yoksa “iç ses vs yapımcı sesi” savaşı mı?
Keşke sanat konuşabilsek fakat bu durum çoğunlukla geri planda kalıyor.
Bir gün tüm projelerde kullanılan seslerin yapay zekâ tarafından üretildiğini görürsek, yıllarını bu mesleğe vermiş sanatçılara ne söylemek isterdiniz?
Ben böyle bir durumun olacağını düşünmüyorum. En azından yakın gelecekte. Bu iş sadece ses değil, aynı zamanda duygunun bizlere geçmesi. Sentetik seslerin gerçek duyguyu yansıtamayacağını düşünüyorum.
Hiç bir projede “Tamam bu cast oldu” dediğiniz andan 5 dakika sonra fikrinizi değiştirdiğiniz oldu mu?
5 dakika değil ama o projeyi izlerken “Acaba?” dediğim oluyor ama artık çok geç. 😀
Son soru: Cast direktörlüğü sizce daha çok “kulak işi” mi, yoksa “insan psikolojisi çözme sanatı” mı?
Öncelik kulak işi olması elbette. Aynı zamanda en zevkli yanı işin kreatif tarafıyla ilgilenmek oluyor. Ancak işin psikolojik tarafı da mevcut. Fakat ben bunun karşılıklı olduğunu düşünüyorum. Her iki tarafın da birbirini iyi anlaması gerekiyor.
Sizi cast direktörü yapan şey yetenek mi, şans mı, yoksa doğru zamanda doğru insanlarla karşılaşmak mıydı? Kariyerinizi tek bir faktöre bağlasanız, hangisini seçerdiniz?
Doğru insanlarla karşılaşmak diyebilirim. Bu konuda hep şanslı oldum. Fakat süreçte bu kadar senedir doğru şekilde yapmaya çalıştığım için belki de yetenek kısmı burada devreye giriyor olabilir. 😊
Bir cast direktörü olarak size göre sektörün en büyük sorunu nedir: torpil, düşük ücretler, tekelleşme ya da yeni seslere yeterince fırsat verilmemesi mi?
Ne yazık ki tekelleşme ve düşük ücretler.
Sektöre ilk adım attığınız günü düşündüğünüzde, bugün geldiğiniz noktaya ulaşacağınızı hayal ediyor muydunuz? Yoksa bu sektörün kapıları o dönemde size de birçok kişiye olduğu kadar kapalı mıydı?
Kapılar benim zamanımda, 2009 ve sonrası için konuşuyorum, kapalı değildi. Aksine hep bir adım ileri gitmek için bize sunulanları değerlendirdik ve çok çalıştık. O yıllarda sektöre yeni başlamış birçok konuşmacı var ve vazgeçilmezleri arasında. Aynı zamanda asistanlık, bu sektörde cast departmanında olmak için en önemli görevlerden biri olduğuna inanıyorum. Ben de asistanlıktan gelen biri olarak sonrasında çeviri koordinatörlüğü ve müşteri temsilciliği görevinden cast departmanına geçiş yaptım. Cast’ın elbette kreatif tarafının ağır basması benim açımdan bu sektörde var olmamı sağlayan sebeplerden biri oldu diyebilirim. Kapıların gerçekten çalışmak isteyenlere ve hak edenlere kapalı olduğunu düşünmüyorum hâlâ.
Son olarak; genç bir seslendirme sanatçısı şu anda karşınızda otursa ve size, “Bu sektörde gerçekten adalet var mı?” diye sorsa, ona tereddütsüz bir şekilde “Evet” diyebilir misiniz?
Tereddütsüz şekilde evet diyemem ancak adaleti sağlayan, sağlamaya çalışan insanlar var derim.
Küçük bir not: Bu işte emeği geçen ama genelde geri planda kalan ve işin seyirciye ulaşmasını sağlayan teknisyen ve ses mühendislerinin de çok değerli olduğunu ve yeterince ön planda tutulmadıklarını düşünüyorum. Teşekkür ederim. Herkese sevgiler…
Sevgili Nahide Taha Özgenç ile gerçekleştirdiğimiz bu güzel sohbetin sonuna geldik.
Seslendirme dünyasında bazen bir sanatçının sesi duyulur, bazen bir karakter konuşur, bazen de bir hikâye milyonlarca insana ulaşır. Ancak bütün bunların arkasında görünmeyen emekler vardır. İşte Nahide Hanım da yıllardır o görünmeyen emeğin önemli temsilcilerinden biri olarak çalışmalarını sürdürüyor.
Bu röportaj boyunca yalnızca mesleki deneyimlerini değil; sektörün sorunlarını, genç yeteneklerin önündeki engelleri, fırsat eşitliği konusunu ve geleceğe dair düşüncelerini de samimiyetle dinleme fırsatı bulduk.
Sorularımıza içtenlikle yanıt verdiği, deneyimlerini bizlerle paylaştığı ve seslendirme sektörünün perde arkasını daha yakından tanımamıza katkı sunduğu için sevgili Nahide Taha Özgenç’e gönülden teşekkür ediyorum.
İznik Gazetesi olarak sanatın ve sanat emekçilerinin hikâyelerini sizlerle buluşturmaya devam edeceğiz. Çünkü bazen en güzel hikâyeler, kameraların önünde değil, perde arkasında yazılır.
Bir başka röportajda yeniden buluşmak dileğiyle.
Sevgi ve saygılarımla,
