MİKROFONUN ARDINDAKİ GENÇ SES: AYŞE KUL

0

Bazı meslekler vardır; emekleri göz önündedir. Bazıları ise perde arkasında kalır. Seslendirme sanatçılığı da tam olarak böyle bir meslek. Bir filmi izlerken, bir diziyi takip ederken ya da bir video oyununda karakterlerle bağ kurarken çoğu zaman duyduğumuz seslerin arkasındaki isimleri bilmeyiz. Ancak o sesler, izlediğimiz ve dinlediğimiz hikâyelerin en önemli parçalarından biridir.
İznik Gazetesi olarak bu kez mikrofonumuzu genç yaşına rağmen birçok önemli projede yer alan başarılı seslendirme sanatçısı Ayşe Kul’a uzattık. Kendisiyle yalnızca kariyerini değil; seslendirme dünyasının bilinmeyen yönlerini, sektörün değişen dinamiklerini, yaşadığı deneyimleri ve geleceğe dair düşüncelerini konuştuk.
Samimi, içten ve zaman zaman düşündüren bu sohbetin siz değerli okurlarımızın da ilgisini çekeceğine inanıyoruz.

Seslendirme sanatçısı olmaya nasıl karar verdiniz? Mikrofonla ve seslendirme dünyasıyla yollarınız ilk kez nasıl kesişti?
Ben lise ve üniversitede iletişim okudum. Bu derslerin materyalleri arasında, şu anda da hayatımın önemli noktalarında olan mikrofon ve kulaklık vardı. Hatta bir öğretmenim lisede beni çağırıp, “Gel, seninle bir kayıt alacağız.” dedi ve okulun telesekreter kaydını aldı. Hâlâ okulun telesekreterinde benim sesimi kullanıyorlar. Ama dublaj yapma fikri çok ani bir karardı, sadece bir fikirdi. 19 yaşımda evde otururken “Bir şey yapmalıyım.” dedim. Sesimle oynamayı ve şarkı söylemeyi çok sevdiğim için bununla ilgili yapabileceğim bir şey aradım ve karşıma seslendirme örnekleri çıktı. O an bulduğum ilk numarayı aradım. Önce eğitim aldım, sonra stüdyolarla iletişime geçtim. Şu an bu yolda devam ediyorum. Arka tarafta çok emek var. Emek, şans ile birleşince karşılık buluyorsun. Karşılık buldukça da heves ve sevgi artıyor. Benim tanışmam bu şekilde olmuştu.

Bugün geriye dönüp baktığınızda, kariyerinizin başlangıç noktası olarak gördüğünüz dönemi bize anlatabilir misiniz? O günlerde Ayşe Kul’un en büyük hayali neydi?
İlk kez bir platform için ses testine girmiştim ve o testi kazanmıştım. Beni tanımayan ama sadece sesimi duyarak, “O karaktere uygun ses bu.” diyen birileri var ve bu hissiyat bana, “Galiba bir şeyler oluyor.” dedirmişti. O günlerde Ayşe Kul’un en büyük hayali, bu alanda kendini daha çok geliştirerek sesiyle bir sürü karaktere can vermekti.

İlk kez profesyonel bir stüdyoya girdiğiniz günü hatırlıyor musunuz? O gün yaşadığınız heyecanı ve duyguları bizimle paylaşır mısınız?

İlk kaydımı aldığımdaki heyecanımı hatırlıyorum. Yine o heyecan var ama şimdi daha kontrollü. İlk kez bir kelime almıştı bir yönetmenim ve “Bu kalacak.” demişti. Ben buna çok şaşırmıştım. Benim sesimin yayına girecek olması beni çok heyecanlandırmıştı.

Seslendirme sanatçıları milyonlarca insan tarafından duyuluyor ama neredeyse hiç tanınmıyor. Bu durum sizce haksızlık mı?
Sesiyle tanınıyor aslında, sadece bu sesin kime ait olduğu isim olarak bilinmiyor. Görüntü ya da isim olarak tanınmamanın haksızlık olduğunu düşünmüyorum çünkü bu sektör sana zaten bunu vadetmiyor. Mikrofon oyuncuları, seslendirdiği karaktere sesiyle hayat veriyor. Dolayısıyla önceliğin, izleyicinin seslendirdiğin karakteri sesinle özdeşleştirip sevebilmesi oluyor.

Bir karaktere emek verip izleyicinin o karakteri sevdiğini görmek ama sizin adınızı bilmemesi size ne hissettiriyor?

İzleyicinin sevgisine şahit olmak bambaşka bir his. Bir önceki soruda da cevapladığım gibi, öncelik sesinin tanınması, adının değil; ama bu dönemde izleyici, eğer bir karakteri seviyorsa ve sesini merak ediyorsa, bir şekilde ulaşıyor.

Türkiye’de seslendirme sanatçılarının hak ettiği değeri gördüğünü düşünüyor musunuz?
Daha iyi şartlarla, daha garanti bir gelecek hayaliyle çalışmayı çok isterdim. Geçmişteki anılarını anlatınca abilerimiz, ablalarımız, o zaman bu mesleğin daha çok değer gördüğünü düşünüyorum. Devlete bağlı bir meslek dalı olsun çok isterdim mesela. Belki ileride neden olmasın? Ya da stüdyolar sanatçı seçimlerini neden sınavla yapmasın? Çok kolay bir meslek gibi görünüyor ve herkes bir anda heves edip yapabilirmiş gibi düşünüyor. Bu sektör öyle bir sektör ki anında girersin ve anında silinebilirsin. Bunun bilincinde olmak gerekiyor. Bu işin mutfak tarafı, alınan eğitimlerden çok daha fazlası. Usta-çırak ilişkisine ve saygıya dayanıyor. Bambaşka bir disiplini var aslında. Herkes “Ben de seslendirme yapayım ya.” demeyi bırakırsa, o zaman değer görecek bu iş.

Sosyal medyanın yükselişiyle birlikte “ünlü olmak” ile “iyi sanatçı olmak” arasındaki çizgi sizce değişti mi?
Değişmedi tabii. İyi sanatçı, sosyal medya yokken de vardı; hâlâ da o iyi bir sanatçı. Ayhan Kahya mesela (tanımazsanız Optimus Prime :)), şu an bile hâlâ karşımıza çeşitli sosyal medya platformlarında çıkıyor ve zaten hayattayken de tanınan bir seslendirme sanatçısıydı; vefatından sonra daha geniş kitleler tarafından daha bilinir hale geldi. Sosyal medya olmadan önce iyi bir seslendirme sanatçısı değil miydi bu insan? Bazen de bazı işlerin daha fazla kitleye ulaşması için kanallar, tanınmış insanlarla çalışmayı tercih ediyor bazen. Buna da diyecek bir sözüm yok.

Hiç seslendirdiğiniz bir karakterin sizden daha popüler olduğunu düşünüp gülümsediğiniz oldu mu?
Tabii ki zaten hepsi benden daha popüler. Bu beni mutlu ediyor.

Genç yaşta sektöre girdiniz. Bu süreçte sizi küçümseyen veya yeterince ciddiye almayan kişilerle karşılaştınız mı?
Bu konuda çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Usta-çırak ilişkisiyle öğrenildiği için bu iş, küçüğe de büyüğe de aynı sevgi ve saygıyla yaklaşılan bir alan bence. Çok emek verdim, hâlâ da veriyorum. Öğrenmenin sınırı olmuyor ama ben bu konuda büyüklerimden hep destek gördüm, çok sağ olsunlar. Gördüğüm şekilde de küçüklerime yol göstermek çok isterim.

Seslendirme sektöründe en çok konuşulmayan ama konuşulması gereken problem sizce nedir?
Herkesin bir derdi var, durur içerisinde… 🙂 Şaka bir yana, sürekli dile getirilen bir sorun var. Umarım bir gün bu konuda bu çaba bir yerde karşılık görür.

İnsanlar bu mesleğin hangi kısmını tamamen yanlış biliyor?
Herkes mikrofon oyuncusu olamaz. Her yapmak istiyorum diyen yapamaz. Öncelikle diksiyonun ve artikülasyonun iyi olması gerekiyor, sonra sıfır beklentiyle ama inanarak ve vazgeçmeden attığın adımın arkasında durmalısın. Sadece eğlenceli olduğu düşünülüyor; eğlenceli olduğu kadar disipline eden bir tarafı da var. Bir de psikolojik olarak her şeye hazır olmanız gerekiyor. Stüdyoya girdiğinde bir katili de seslendirebilirsin, konuşmayı bilmeyen bir bebeğin de sesi olabilirsin. Bunların duygusunu verebilmek, o tavrı yakalayabilmek edindiğimiz tecrübeler sayesinde oluyor. Sana hemen o konuşamayan bebek rolünü vermiyorlar. Konuşmadan konuşabilmeyi, her duyguyu yansıtabilmeyi, tavrı yakalayabilmeyi öğrenmek gerekiyor. İşin içinde hep oyunculuk var. Bunlara emek verilmesi gerekiyor.

Bir projede “Bu karakter bana hiç uygun değil” dediğiniz oldu mu?
Oldu, evet. Sesime de yakışmadığını düşündüğüm oldu. Ama en iyi şekilde yansıtmaya çalıştım.

Bir karaktere ses verirken kendinizden parçalar kattığınız oluyor mu?
Dublaj yaptığımız kişi oyuncu olduğu için, onun oyununun dışında bir oyun yapmak seyri çok değiştirir. Ama oyuna da uygun olarak, yönetmenlerimle de karşılıklı anlaşarak bazı işlerde bir şeyler yapıyoruz.

Bugüne kadar seslendirdiğiniz karakterlerden hangisi size duygusal olarak en çok dokundu?
Prey filminde Naru’yu seslendirmiştim. Savaşçı kişiliği, kendi yeteneklerini keşfetmek için göstermiş olduğu cesaret ve gelişim çabası, benim de hayatıma dokunan ve aslında içimde bu var dediğim bir iş olmuştu.

Kayıt bittikten sonra etkisinden günlerce çıkamadığınız bir sahne yaşadınız mı?
Etkilendiğim işler oldu ama o anda kaldı. Her kayda girdiğimde konuştuğum karakter olup, çıktıktan sonra da yine Ayşe olarak devam ediyorum.

Yapay zekânın seslendirme sektörüne girmesi sizi endişelendiriyor mu?
Endişelendiriyor. Sektörün az zamanı kaldığı düşüncesi bile kaygılandırıyor. Ama umuyorum ki sektör bitmez, sadece başka bir şekilde evrilir.

Sizce gelecekte gerçek sanatçılar ile yapay zekâ sesleri arasında ciddi bir mücadele yaşanacak mı?
Bir duygu, bir yapay zekâ ile nasıl ciddi bir mücadele içine girebilir ki? Evet, belki yapay zekâ tercih edilebilir ama kalite ve gerçeklik olarak asla kıyaslanamaz diye düşünüyorum. Mücadele de yapay zekâ ile değil, sanatçılar ve kanallar tarafında yaşanır bence.

Türkiye’de seslendirme sanatçılarının çalışma koşulları yeterince konuşuluyor mu?
Oyuncular Sendikamız var. Sendikada bazı çalışmalar yürütülüyor, çok emek veriliyor ama bu emeklerin karşılık gördüğünü ne yazık ki çok düşünmüyorum.

Kariyeriniz boyunca aldığınız en sert eleştiri neydi?
Sosyal medya eleştirilerinden ben de nasibimi aldım. Valorant’ta Neon’u seslendirdiğim ilk zamanlar insanlar acımasızca eleştirmişti. Sesimi beğenmemişlerdi, yakıştırmamışlardı. O dönem çok etkilenmiştim. Ama şimdi beni Neon ve Zeri ile tanıyan bir sürü insan var. Hâlâ çok güzel dönüşler alıyorum.
Bugünkü Ayşe Kul’un, sektöre ilk adım atan Ayşe Kul’a söylemek isteyeceği en önemli şey nedir?
İyi ki o adımı atmışsın. O adımları atmaktan, yeniliklerden, kendine katmaktan, hayallerinden asla vazgeçme. Sana kocaman sarılıyorum.

Son olarak; insanlar Ayşe Kul’u yalnızca bir ses olarak değil, bir insan olarak nasıl hatırlasın isterdiniz?
İnsanların hayatında nasıl yer edindiysem, beni hayatlarında nereye koydularsa, hangi koşulda, nerede, ne yaptıklarında akıllarına ben geliyorsam o şekilde hatırlanmak isterim. Herkesin iyi hatırlamasına da gerek yok. Belki iyi ya da kötü; hatırlanabilmek bile yeterlidir. 🙂

Röportajımız boyunca yalnızca başarılı bir seslendirme sanatçısını değil, yaptığı işe tutkuyla bağlı, emek veren ve sürekli kendini geliştirmeye çalışan genç bir sanatçıyı tanıma fırsatı bulduk.
Günümüzde bir karakterin izleyiciyle bağ kurmasında sesin ne kadar önemli olduğunu çoğu zaman fark etmiyoruz. Ancak perde arkasında verilen emek, harcanan zaman ve gösterilen özveri düşünüldüğünde seslendirme sanatçılarının aslında bir karakterin ruhunu oluşturan en önemli kişilerden biri olduğu gerçeği ortaya çıkıyor.
Bizleri kırmayıp sorularımızı içtenlikle yanıtlayan sevgili Ayşe Kul’a teşekkür ediyor, kariyer yolculuğunda başarılarının artarak devam etmesini diliyoruz.
Belki bir sonraki izlediğiniz dizide, belki bir animasyon filminde ya da bir video oyununda duyacağınız o tanıdık ses yine ona ait olacak. Ve artık o sesin arkasındaki hikâyeyi biraz daha yakından biliyor olacaksınız.

Leave A Reply

Your email address will not be published.