SEVİNÇ SIRMA: EKRANDA BAŞLAYAN, MİKROFONDA DEVAM EDEN BİR HİKÂYE

0

Merhaba değerli İznik Gazetesi okurları,
Sanat dünyasında bazı isimleri ekranlarda izlediğimiz karakterlerle tanırız, bazılarını ise yıllardır seyrettiğimiz film ve dizilerde duyduğumuz seslerle… Hatta bazen bir oyuncunun yüzünü tanımasak bile sesini duyduğumuzda hemen hatırlarız. İşte bugün köşemde, sanat hayatını hem kamera önünde hem de mikrofon başında sürdüren, bunun yanında seslendirme yönetmenliği alanında da çalışmalar yapan Sevinç Sırma’yı konuk ediyorum.
Bir sanatçının kariyerini araştırırken benim en çok ilgimi çeken şeylerden biri, izleyicinin gördüğü işlerin arkasında nasıl bir meslek yolculuğu bulunduğunu keşfetmek. Çünkü televizyonda izlediğimiz birkaç sahnenin ya da bir filmde duyduğumuz sesin arkasında çoğu zaman yıllara yayılan bir emek, eğitim ve deneyim var. Sevinç Sırma’nın kariyerine baktığımızda da oyunculuktan seslendirmeye, oradan yönetmenlik çalışmalarına uzanan böyle bir yolculukla karşılaşıyoruz.
Peki, gelin Sevinç Sırma’yı yalnızca rol aldığı yapımlarla değil, sanat hayatının farklı duraklarıyla birlikte tanıyalım.

Tiyatrodan başlayan sanat yolculuğu

Her sanatçının kendine özgü bir başlangıç hikâyesi vardır. Kimi müzikle tanışır, kimi çocukluk yıllarından itibaren sahnede olmanın hayalini kurar, kimi de zaman içerisinde yeteneğini keşfederek kendisine yeni bir yol çizer. Sevinç Sırma’nın mesleki geçmişinde ise tiyatro eğitiminin önemli bir yeri bulunuyor.
Biyografik kaynaklarda yer alan bilgilere göre Sırma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gösteri Sanatları Merkezi’nde oyunculuk ve yönetmenlik eğitimi aldı. Şan ve müzikal alanlarında da eğitim gördü. Bu çalışmalar, onun sanatın farklı disiplinleriyle tanışmasını sağlayan önemli adımlar arasında yer alıyor.
Tiyatro, oyunculuğun temel taşlarından biri. Sahneye çıkmak, bir karakteri anlamak, metni yorumlamak ve anlatılan hikâyeyi seyirciye inandırıcı biçimde aktarmak ciddi bir hazırlık gerektiriyor. Üstelik tiyatroda oyuncunun seyirciyle kurduğu bağ, çoğu zaman o anın içinde şekilleniyor. Her temsilin kendine özgü bir heyecanı ve sorumluluğu var.
Sırma da kariyerinin ilk dönemlerinde tiyatro sahnesinde yer aldı. Çığır Sahne’de Anadolar, Pinokyo ve Salaklar Sofrası gibi oyunlarda görev aldı. Bu deneyimler, onun oyunculuk yolculuğunun önemli parçaları arasında bulunuyor.
Bir oyuncunun sahnede kazandığı deneyimi ilerleyen yıllarda başka alanlara taşıması da oldukça kıymetli. Çünkü oyunculuk, yalnızca bir karakterin sözlerini söylemekten ibaret değil; o karakterin ne hissettiğini, neden öyle davrandığını ve hikâyenin içinde nasıl bir yere sahip olduğunu anlamayı da gerektiriyor. Bu birikim, kamera önünde olduğu kadar mikrofon başında da kendini gösterebiliyor.

Televizyon ekranında Nezahat karakteri

Sevinç Sırma’nın televizyon kariyerinden söz ederken Fatih Harbiye dizisini ayrı bir yere koymak gerekiyor. 2013 yılında izleyiciyle buluşan yapımda Neslihan Atagül ve Kadir Doğulu başrolleri paylaşırken Sırma da Nezahat karakteriyle ekrana geldi.
Televizyon dizilerinde bazı karakterler hikâyenin merkezinde yer alır, bazılarıysa anlatının farklı noktalarında kendilerine özgü bir yer edinir. İzleyici açısından önemli olan, karakterin hikâyeye ne kattığı ve oyuncunun o karakteri nasıl yorumladığıdır. Nezahat da Sevinç Sırma’nın televizyon çalışmalarını araştırırken karşımıza çıkan, adının anıldığı yapımlardan biri.
Ancak Sırma’nın oyunculuk geçmişi yalnızca Fatih Harbiye ile sınırlı değil. Çeşitli filmografi kayıtlarında Mihrali, Yalancı Karım, Binbir Gece, Yer Gök Aşk, Adak ve Oyunbozan gibi yapımlar da yer alıyor.
Böyle bir filmografiye baktığımızda, televizyonun farklı dönemlerinde sürdürülen çalışmaların bir araya geldiğini görüyoruz. Her yapım oyuncuya başka bir deneyim kazandırıyor. Kimi zaman bir karakteri kısa bir süre canlandırmak, kimi zaman bir hikâyenin gelişimine eşlik etmek, kimi zaman da farklı oyuncularla aynı sette çalışmak mesleki birikimin parçası oluyor.
Ben sanatçıların kariyerlerini değerlendirirken tek bir rolle yetinmektense, o rolün de içinde bulunduğu büyük resme bakmayı daha anlamlı buluyorum. Sevinç Sırma’nın hikâyesinde de televizyon oyunculuğu önemli bir durak; fakat asıl ilginç taraflardan biri, onun bu alanın yanında seslendirmeye de yönelmiş olması.

Bir sesi tanımak, bir karakteri hatırlamak…

Gelelim seslendirme dünyasına…
Açıkçası seslendirme, sinema ve televizyon dünyasının en merak uyandıran alanlarından biri. Bir filmi ya da diziyi izlerken karakterlerin konuşmalarına, duygularına ve birbirleriyle kurdukları ilişkilere odaklanıyoruz. Ancak yabancı bir yapımı Türkçe izlediğimizde, bütün bu duyguların bize ulaşmasında seslendirme sanatçılarının da büyük payı bulunuyor.
Ekranda başka bir oyuncuyu görsek de onun duygusunu Türkçe olarak bize aktaran kişi, seslendirme sanatçısı. Bazen bir cümledeki küçük bir vurgu, bazen sesin yükselip alçalması, bazen de yalnızca kısa bir sessizlik karakteri daha iyi anlamamızı sağlıyor. Bu nedenle seslendirme, metni okumaktan çok daha fazlasını gerektiren bir oyunculuk alanı.
Sevinç Sırma’nın mesleki çalışmalarında da bu alanın önemli bir yeri var. Seslendirme kayıtlarında Sex Education, Prison Break ve Bohemian Rhapsody gibi uluslararası yapımların yanı sıra animasyon projeleri de bulunuyor. Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu adlı yerli animasyon filminde Serçe karakterini seslendirdiği bilgisi de kaynaklarda yer alıyor.
Bu örneklerin her biri, seslendirme sanatçısının farklı anlatım biçimlerine uyum sağlamasını gerektiriyor. Bir gençlik dizisindeki karakterle bir sinema filmindeki karakterin konuşma biçimi aynı olmayabilir. Animasyonda ise karakterin kişiliğini oluştururken sesin etkisi daha da belirgin hâle gelebilir.
İşte bu yüzden seslendirme sanatçılarının emeğini ayrıca konuşmak gerektiğini düşünüyorum. İzleyici çoğu zaman karakterin hikâyesini takip ediyor; fakat o hikâyenin kendi dilinde hayat bulmasını sağlayan sesleri ve bu seslerin arkasındaki sanatçıları her zaman tanımayabiliyor.
Sevinç Sırma’nın kariyerinde seslendirmeye geniş bir yer ayırması da onu farklı yönleriyle ele almamızı sağlıyor. Kamera önünde oyunculuk yapan bir sanatçının mikrofon başında başka karakterlere hayat vermesi, aynı mesleki birikimin farklı biçimlerde kullanılabileceğini gösteriyor.

Mikrofonun arkasındaki başka bir sorumluluk

Sevinç Sırma’nın kariyerinde benim özellikle üzerinde durmak istediğim bir diğer başlık da seslendirme yönetmenliği.
Bir seslendirme stüdyosunda yalnızca mikrofonun karşısındaki sanatçı bulunmuyor. Kayıtların bir bütün olarak ilerlemesi, karakterlerin doğru yorumlanması ve ortaya çıkan performansların yapımın anlatımıyla uyumlu olması için ekip çalışması gerekiyor. Yönetmenlik de bu sürecin önemli parçalarından biri.
Sırma’nın mesleki geçmişinde Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde seslendirme yönetmen yardımcılığı yaptığı ve bu çalışmanın uzun yıllara yayıldığı belirtiliyor. Bu deneyim, kariyerinin kamera arkasındaki yönünü anlamak bakımından dikkat çekici.
Ayrıca Gülümse Yeter, Acil Aşk Aranıyor, Hayat Mucizelere Gebe, Acı Aşk ve Şeytan-ı Racim 2 gibi yapımlar da biyografik kaynaklarda yönetmenlik çalışmaları arasında gösteriliyor.
Oyuncu olarak bir karakterin dünyasına girerken, yönetmenlik tarafında daha geniş bir bakış açısına ihtiyaç duyuluyor. Bu kez yalnızca tek bir karakterin nasıl konuştuğuna değil, farklı performansların bir araya geldiğinde nasıl bir bütün oluşturduğuna odaklanılıyor.
Bir sanatçının hem oyunculuk hem seslendirme hem de yönetmenlik deneyimine sahip olması, bu açıdan üzerinde durulmaya değer. Çünkü mesleğin farklı aşamalarını tanımak, bir yapımın ortaya çıkış sürecine başka bir gözle bakmayı da beraberinde getiriyor.
Elbette her alanın kendine özgü zorlukları var. Ancak bir işi yalnızca görünen kısmıyla değil, mutfağında yaşananlarla birlikte değerlendirmek, o işe duyduğumuz saygıyı da artırıyor.

Sanatın tek bir yolu yok

Sevinç Sırma’nın kariyerini araştırırken aklımda kalan en önemli nokta, sanat hayatının birden fazla alana yayılması oldu. Tiyatro eğitimiyle başlayan süreç, televizyon oyunculuğuyla devam etmiş; seslendirme sanatçılığı ve yönetmenlik çalışmalarıyla farklı bir boyut kazanmış.
Bence sanatın güzel taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor. İnsan zaman içerisinde kendisini başka alanlarda geliştirebiliyor, yeni deneyimler kazanabiliyor ve mesleğine farklı pencerelerden bakmayı öğrenebiliyor. Bir alanda edinilen deneyim, başka bir alanda yeni kapılar açabiliyor.
Seslendirme dünyası da bu açıdan oldukça özel. Kamera önünde görünmeyen, ancak milyonlarca insanın izlediği yapımlarda duyulan sesler var. Bu seslerin arkasında, karakteri anlayıp ona kendi yorumunu katan sanatçılar bulunuyor. Yönetmenlik tarafında ise bu farklı yorumların bir arada, uyumlu biçimde ilerlemesi için çalışan bir ekip var.
Sevinç Sırma’nın mesleki geçmişi, bütün bu aşamaları bir arada değerlendirmemize imkân tanıyor. Onu yalnızca bir televizyon oyuncusu olarak tanımlamak, seslendirme ve yönetmenlik çalışmalarını gözden kaçırmamıza neden olur. Oysa kariyerinin farklı duraklarını birlikte ele aldığımızda daha kapsamlı bir sanat portresi ortaya çıkıyor.

Son söz…

Değerli okurlarımız, ben bu köşede sanatçıları anlatırken onların yalnızca hangi yapımlarda yer aldıklarını sıralamak istemiyorum. Elbette filmografileri, oynadıkları karakterler ve seslendirdikleri yapımlar önemli. Ancak bütün bunları anlamlı kılan, sanatçının meslek hayatında attığı adımlar ve yıllar içerisinde edindiği deneyimler.
Sevinç Sırma’nın hikâyesi de bu yönüyle dikkat çekiyor. Tiyatro sahnesinden televizyon ekranına, oradan seslendirme stüdyosuna uzanan kariyerinde sanatın farklı alanlarında yer almış bir isimden söz ediyoruz. Kamera önünde bir karakteri canlandırmakla mikrofon başında başka bir karaktere ses vermek birbirinden farklı deneyimler olsa da her ikisinin temelinde oyunculuk ve anlatım becerisi bulunuyor. Yönetmenlik çalışmaları ise bu yolculuğun başka bir yönünü tamamlıyor.
Bazen bir oyuncuyu yüzünden tanırız, bazen sesinden… Bazen de yıllar boyunca izlediğimiz yapımların arkasında kimlerin emek verdiğini merak ederiz. Benim bu yazıda yapmak istediğim de Sevinç Sırma’nın kariyerine biraz daha yakından bakmak ve onun sanat hayatındaki farklı durakları hatırlatmaktı.
Sanata emek veren, mesleğini farklı alanlarda sürdüren ve ortaya çıkan işlerin mutfağında da sorumluluk alan bütün sanatçıların hikâyelerinin anlatılmaya değer olduğuna inanıyorum.
Bir sonraki yazıda yeniden, sanatın ve sanatçıların güzel hikâyelerinde buluşmak dileğiyle…

Leave A Reply

Your email address will not be published.